Beyzade Haber
2022-01-20 13:54:51

HEBA OLAN GELECEĞİMİZ VE GENÇLERİMİZ

Doç. Dr. Necmettin Çalışkan

20 Ocak 2022, 13:54

 Bu yazımızda önceki yazımızla irtibatlı ve ne yazık ki orada ele aldığımız sorunların sonuçlarını tekrar değerlendirmek zorunda kaldık.

 Enes KARA’nın vefatı… Ortada acı bir durum var. Bu sebeple olsa gerek geçen hafta mezkûr konuda oldukça çok kalem oynatıldı. Böyle bir durumda soruna ve çözüme yoğunlaşmadan “herhangi bir kimseyi suçlamak” ne olayın acısını hafifletir ne de yaşanan hadiseye çözüm olabilir. Bu gerçeğe rağmen yazı yazacak yorum yapacak kadar uzman(!) olanların yazılarına baktığımızda hep birilerinin suçlandığı görülüyor.

Ateist olanlar: Enes’in ateist olmasına rağmen Müslüman gibi yaşamak zorunda kaldığı için ya da babası Müslüman olduğu için veyahut cemaat yurdunda kaldığı için intihar ettiğini söylüyorlar.

Bunun yanı sıra ateist olmasa da liberal görüşlü bir takım yazar ve yorumcuların: Gencin cemaat veya tarikat yurdunda kaldığı, ailesinin 25 senedir bir grubun müntesibi olduğu ve o gurubun kitaplarını okuduğu gibi faili tespit etme çabaları ve çırpınışları var.

Cemaatlere laf atabilecek tinette olmasına rağmen “tamamen duygusal” bazı çekincelerden olsa gerek(!) cemaatleri suçlamasa da sadece babayı suçlayarak, üsteki iki gruba göz kırparken muktedirlerden menfaatini kesmek istemeyen satılık bazı kalemler de bulunmakta.

Müslümanlığıyla öne çıkan basın için ise suçlu belli: Ateizm.

 Ne yazık ki hepimizin çeşitli kaynaklardan okuduğu olaya dair değerlendirmelerde serdedilen bu suçlamaların arkasında yatan zihniyet, olayın asıl müsebbibidir. Belki de esas sorun: Enes gibileri “kurtarma derdindeymiş” gibi gözüküp, düşman bellediği zümreyi suçlamak için bir fırsat buldum diye adeta sevinç içinde olanlardır.

Bir gencin intiharını İslam’a ve Müslümanlara bağlayanların hedef şaşırttıkları açıkça ortadadır. Müslüman ve bir cemaate mensup olanlar da Enes'i dinlemeden direk “ateizm öldürdü” diyerek işin içinden sıyrılma derdindeler.

Cemaatleri ya da ateizmi suçlayan bu görüşler, işin kolayına kaçtıkları gibi hedef de şaşırtmakta ve asıl sorunun tespit edilip bulunmasını engellemektedirler. Asıl mesele bundan sonra benzer bir olayın tekrar etmemesi için tedbirlerin alınmasıdır.

GELECEK KAYGISI

Bir tıp öğrencisinden daha öte herhangi bir gencin-insanın intiharından herkes üzüntü duyar. Fakat buradaki durum cinnet geçirip intihar etmekten oldukça farklı. Çünkü arkasında bıraktığı videoda “Ölmenin yaşamaktan daha mantıklı olduğunu düşünen bir genç var.” Bu durum konuyu daha derinden ele almayı gerekli kılıyor.

Evet kendi kafamızdaki, Enes’e söyletmek yerine onu dinlediğimizde ortaya şu çıkıyor: Öğrenci, öğrenci olmak istiyor, derslerinde başarılı olmak istiyor. Ancak bir cemaat evinde kalması oradaki programlar ve yoğunluk, ona ders çalışma imkânı vermiyor. Ayrıca Enes'in sözünden devamen; diyelim ki derslerinde başarılı oldu. Atanamama korkusu, okulu bitireme korkusunun yanında tıpta uzmanlık sınavını kazanamamak veya uzmanlık kazansa bile bir doktorun kazancının çok düşük olması ve sürdürülebilir bir geleceğinin olmaması onun asıl derdi. Toplum davranışları, toplumda doktorlara karşı oluşan tutum da Enes’i korkutmakta.

Hayatını kurgulamak ve geleceğini planlamak isteyen başarılı ve zeki bir ferdin “gelecekteki hayatının beklemediği sürprizlerle dolu olduğu fikri” de Enes’in hemen her sözünde kendisini gösteriyor. 11. sınıftan beri İslam’la bağının kopması buna rağmen bir cemaat evinde-yurdunda kalmaya zorlanması önemli bir faktör. Bununla birlikte gencin en fazla şikâyet ettiği söz konusu durumlar ve öğrenci psikolojisi merkeze alınıp Enes’in sözlerine kıymet verip onu dinlediğimizde aslında cemaat meselesi sebeplerden sadece biri.

Özetle asıl mesele şu; Enes aslında geleceğe olan umudunu ve güvenini kaybettiği için bu kötü sonuçla karşılaşılmıştır. Bunda başta kamu olmak üzere bütün devlet büyükleri ve aklı başında olan herkes ve (Müslümanıyla, liberaliyle, ateistiyle) bu toplumun insanları sorumludur. Kurumların ve mesleki saygınlığı dert edinen büyüklerin bu konuda sorumluluk ve pişmanlık duyması gerekir.

SUÇU BİRİNE YIKMAK, SORUNU ÇÖZMEZ

Net olarak ifade etmeliyiz ki olayın ardında tek suçlu yerine birkaç tali sebep var. Birincisi: Ailenin birçok konuda kol-kanat gerseler de çocuğun kendi seçimlerine ilgisizliği ve baskısı.

İkincisi: Toplum olarak gençleri robot gibi belli bir mesleği seçmeye zorlamak, mutlak surette başarı beklemek. Oysaki bu, hatalarla ve imkansızlıklarla dolu olan insan tabiatına aykırıdır.

Üçüncüsü: Belli ki gencin psikolojik problemleri var. Buna uzak-yakın, herkes tarafından bir şekilde müdahale edilmesi gerekirdi.

Dördüncüsü; Gencin yakın çevresi ve üniversitelerin genel durumu… Ateist olduğu söylenen bu çevre ayrı bir inceleme konusu olmalı. Bunu suçlu bulmak için değil; bir sebep olduğu ve çözüm bulunmazsa belki de ileride kaybedeceğimiz gençlerin içinde bulunduğu ve günümüzde sayıları hiç de az olmayan bir topluluğun durumunu tespit için ifade ediyoruz.

 İnançlı veya inançsız olsun geleceğimiz olan her gencin ölümü en değerlilerimizi kaybetmektir. Ve buna herkes üzülür. Ne yazık ki bazıları inançsız veya inançlı olduğu için bir gencin ölmesinden bile rahatsız olmayacak derecede kutuplaşmış durumdalar.

Beşincisi: Pedagoji bilmeyen, halden anlamayan, görevini yapan ama gönüllere girmeyen sorumluluk mevkiindeki insanlar. Artık eski kitaplarda okuduğumuz, tarihte anlatılan ne insanlar ne ortam ne inanç. Hiçbir şey yok. Ancak tüm bu sebeplerin oluşturduğu Enes’in yayınladığı videoya bakıldığında esasen gelecek kaygısının ön planda olduğu görülüyor.

ÇÖZÜM

Herkesin sadece kendisini haklı ötekini ise her koşulda suçlu gördüğü bir Türkiye yerine Hak ve gerçek olanın peşinden gitmeye çalışan bir toplum olabilirsek Enes’lerimizi kurtarabiliriz. Türkiye'de başta ekonomi ve eğitim olmak üzere her şey yerli yerine oturur, hak adalet yönetimi merkeze alınırsa çocuklarımız gelecek kaygısından kurtulur. Böylece de intihar vakaları yaşanmaz.

Peki Müslüman ailelerin çocukları ateizm pençesinden nasıl kurtulur? Bu konuda da Müslüman cenah bir suçlu bulmuş: Z kuşağı. Z kuşağından rahatsız olanları, onların meseleye oldukça basit bakmaları korkutuyor. Onlar için benim taraftarım veya öteki değil doğru ve yanlışlar var. Bu da tarafgirlik ve adam kayırma üzerine sistemlerini kuranları rahatsız ediyor. Çözüm oldukça basit, Hz. Peygamber’in dediği gibi iman ettikten sonra dosdoğru olmak. Allah-Peygamber dedikten sonra iki adım atmadan dediklerinin tersini yapanlar, dine en büyük ihaneti irtikap etmekteler. Gençler de bu durumu kabul etmiyorlar. Ne yazık ki gençleri ateizm değil, bu tutarsız Müslümanlar ateist yapıyor. Onlar, İslam’a değil ciddi bir şekilde Müslüman görünenlere baş kaldırmış durumdalar.

Aslında gençlerin tepkisi bunadır yoksa gençlerin tam manasıyla inanç karşıtı olduğunu söylemek oldukça güçtür. Nihayetinde benzer söylemleri ile Müslümanlar da bu yapmacıklıktan şikayetçidir ve sonuç olarak gençlerin çoğu ateist değil deisttir. Deistlik ise toplumun sürüklendiği bu boşlukta olmanın getirdiği neticedir.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.