Aksa Tufanı savaşında Sünnetullah

Prof. Dr. Vasfi Aşur Ebu Zeyd Hoca, Aksa Tufanı Operasyonu’nu Milli Gazete için değerlendirdi

DÜNYA 29.01.2024, 13:45
2
Aksa Tufanı savaşında Sünnetullah
Mardin Artuklu Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Fıkıh ve Usulü Hocası Prof. Dr. Vasfi Aşur Ebu Zeyd, Aksa Tufanı Operasyonu’nu Milli Gazete için “sünnetullah” ışığında değerlendirdi.

İlahi sünnetler/yasalar; inanç, ahlak, mekasıd gibi diğer külli hakikatlere ek olarak dini bütünleyen bir husus olarak kabul edilir. Bu sünnetler, Cenâb-ı Hakk'ın yarattıkları için koyduğu bir adettir. Öyle ki, birincisinin başına gelen, onun fiiline göre ikincinin başına da gelir.
Müslümanlar ilahi sünnetlere dikkat etme konusunda yetersiz kalmışlardır. Bu, Müslümanların dikkat etmesi halinde büyük etki yaratacak, çok önemli bir konudur. Cenâb-ı Hak hayatı ve canlıları bu sünnetler üzerine inşa etmiştir. Kim bu sünnetlere riâyet ederse kâfir de olsa ilerler ve galip gelir; kim de bu sünnetleri ihmal edip, göz ardı ederse, veli bir mü’min de olsa geriler ve mağlup olur. İmanın gereği bu sünnetlerin uygulanmasıdır. Kader, haddi aşanları cezalandırdığı gibi ihmalkâr davrananlardan da öcünü alır.
Kur’ân-ı Kerîm’de İlâhi Sünnetler
Kur’ân-ı Kerîm gerek kâinat gerekse birey ve toplum cephesindeki ilâhi sünnetlere dair bahislerle doludur.
Kur'ân-ı Kerîm'de ‘’Sünnetler’’ bahsi - Dr. Muhammed Salih El-Müneccid’in de zikrettiği gibi- tekil, çoğul, tamlama suretinde veyahut tamlama olmaksızın vârit olmuştur. Şöyle ki ‘’sünnet’’ sözcüğü on surede, on bir ayette, on altı defa zikredilmiştir. Çoğul haliyle geldiği yerin iki örneği vardır:
Birincisi; Muzâf(tamlanan) suretindedir. Allah Teâla Nîsa Sûresi 26.Âyet-i kerîmede şöyle buyurur: ‘’Allah, size (dinini) açıklayarak beyan edip (öğretmek), sizi sizden öncekilerin sünnetine iletmek ve tövbelerinizi kabul etmek istemektedir.’’ Burada sünnet kelimesi ‘’peygamberlere iman etme/tâbi olma hususunda sizden öncekilerin benimsedikleri yollar’’ anlamındadır. Yâni o kimselerin iman etmeleri, davalarına sadâkatleri, cihat etmeleri, doğru yola davet etmeleri, kendilerine emredilenleri yapmaları gibi hususlar kastedilmiştir. Allah Teâla örneğin Musa (A.S), İsa (A.S) gibi peygamberlerin ashabının ve tabilerinin neler yaptıklarını bize öğretmektedir.
İkincisi; Muzâf-ı ileyh(tamlayan) suretindedir. Allah Teâla Âl-i İmrân Sûresi 137. Âyet-i kerîmede şöyle buyurur: ‘’Gerçek şu ki, sizden önce nice sünnetler gelip-geçmiştir.’’ Burada kastedilen mâna ise Allah Teâla’nın önceki ümmetlere yaşattıklarıdır.
Sözcük tekil olarak da 14 adet zikredilmiştir. Hepsi de muzâf(tamlanan) şeklinde vârit olmuştur. Bazen ‘’önceki ümmetlere’’ izafe edilmiştir. Dört yerde bunu görmek mümkündür.
Sözcük Ahzâb Sûresi 38. Âyet-i kerîmede Allah’a izafe edilmiştir: ‘’Daha önce gelip geçenlerde Allah’ın sünneti budur.’’ Keza Mü’min Sûresi 85.Âyet-i kerîmede şöyle buyrulmuştur: ‘’Bu Allah’ın kulları arasında sürüp-giden sünnetidir.’’  Fetih Sûresi 23.Âyet-i kerîmede de aynı izâfeyi görürüz: ‘’Bu Allah’ın öteden beri uygulanıp gelen sünnetidir.’’
Sözcük lafz-ı celâle muzâf olarak gelmiş ve ilahi sünnetlere has bir delalet taşımıştır. Fâtır Sûresi 43. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulmuştur: ‘’Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.’’
‘’Sünnet’’ sözcüğünün bu nispette Kur’ân-ı Kerîm’de zikredilmesi ve çeşitli sigalarda vârit olması, sözcüğün sahip olduğu öneme açık bir işaret anlamı taşır. Buna rağmen Müslümanları bu önemli hususta gerek projelendirme gerekse de vakıaya tatbik etme yönünde ihmalkarlık yaparken görmekteyiz.
Sünnetullah Meydanda Tecelli Ediyor
İlahi sünnetler ancak hayat alanında, küfür cephesi ile iman cephesi arasında ortaya çıkar. İlâhi sünnetler, sahip olduğu etkileri ve gereksinimleri pratik gerçeklikte yalnızca bu alanda somutlaşır ve bunları görecek, etkilerini izleyecek ve gereksinimlerinin farkına varacak gözleri olan herkese aşikâr olur.
Aksa Tufanı Savaşı, büyük ve küçük ilahi sünnetlerin somutlaştığı büyük bir sahneyi temsil etmiştir. Bunlardan başlıcaları; mücadele, değişim, sebepleri işleme, isti’mâl etme, istibdâl, zafer ve temkin/güçlenmedir. Küçük sünnetler, büyük sünnetlerden ayrılan ve bize fıkıh kaidelerini hatırlatan sünnetlerdir. Bunlardan bazıları büyük evrensel kaideler, bazıları ise büyük kaidelerden ayrılarak onların kapsamına giren küçük kaidelerdir. Aşağıdaki satırlarda örnek olarak Aksa Tufanı Savaşı bağlamında bazı sünnetlerden bahsedeceğiz:
Mücadele/Çekişme Sünneti
Aksa tufanı savaşında açıkça görülen ilahi sünnetlerden biri de mücadele ve çekişmedir.  Bu sünnet uygulanmadıkça hakkın ve batılın ortaya çıkması asla mümkün değildir. Eğer bu sünnet olmasaydı işler karışır, yeryüzü fesada uğrardı. Nitekim Bakara Sûresi 251. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: ‘’Eğer Allah’ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını defetmesi olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah, âlemlere karşı büyük fazıl sahibidir.’’
Hacc Sûresi 40. Âyet-i kerîmede ise şöyle buyrulur: ‘’Eğer Allah’ın, insanların kimini kimiyle defetmesi olmasaydı; manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın isminin çokça anıldığı mescitler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendine yardım edenlere kesin olarak yardım edecektir. Şüphesiz Allah, Kaviy’dir, Azîz’dir.’’
İsrail düşmanıyla mücadelenin tek yolu cihattır
Aksa Tufanı savaşında bu sünnetin tecelli ettiğini görüyoruz. Bu işgalci düşman barışla, anlaşma görüşmeleriyle, BM Güvenlik Konseyi ile gidecek değildir. Bilakis onu caydıracak, def edecek, zayıflatacak ve nihayetinde geri çekilmesine yol açacak olan silahlı bir cihat gereklilik arz etmektedir. Yoksa toprak ne barışla ne taksim etmek suretiyle özgürleştirilemez.  Tek yol cihattır. İzzet ancak Cihatladır. Müslümanlar cihadı terk ettiklerinden beri Allah onları zillete mahkûm etmiştir. Dinlerine dönünceye kadar da böyle kalacaklardır.
Sebepleri işleme sünneti
Önemli olan sünnetlerden biri de sebeplerin ifa edilmesidir. Peygamberlerin hayatını, kavimlerini İslam’a davetlerini incelediğimizde bunu görürüz. Bu bağlamda Peygamberimiz (S.A.V)’in siretinden daha iyi bir örnek bulamayız. Onun hayatı gerek maddi gerekse de manevi sebepleri yerine getirmekten ibarettir. Tarihin akışını değiştiren ‘’Hicret’’ olayına bakmak yeterli olacaktır. Bu hadisenin her bir cüzünde kendisine uyulmayı gerekli kılan, örnek teşkil eden maddi ve manevi sebeplerin işlendiğini görürüz.
İşgale karşı mücadelede gerekli sebepleri işlemek lazımdır. Bu da işgale karşı direnecek, toprakları ve mukaddesatı özgürleştirecek gerekli gücü hazırlamaktır. Allah Teâla Enfâl Sûresi 60. Âyet-i kerîmede  bu hususa dair şöyle buyurur: ‘’Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve onların gerisinde olup sizin bilmediğiniz, ama Allah’ın bildiklerini korkutup caydırmak üzere, onlara karşı elinizden geldiği kadar güç ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda harcadığınız her şeyin karşılığı, zerrece haksızlığa uğratılmadan size tastamam ödenecektir.’’
Allame Cemaleddin el-Kâsımi şöyle der: Bu âyet-i kerîme düşmanın şerri ve saldırısına karşı savaş gücü hazırlamanın gerekliliğine delâlet eder.  İslam Medeniyetinin hükümferma olduğu dönemlerde yöneticiler bu âyet gereğince amel ettiklerinden ötürü İslam aziz, zulme karşı dik başlı, güçlü idi. Yeryüzünde hükmünü sağlamış, kıtaları ve şehirleri elinde tutuyor, kafir zorbaları hizaya getiriyordu. Bu medeniyetin evlatları asırlar boyu diğer milletlerin efendisi olarak yaşadılar. Ama bugün Müslümanlar bu âyet-i kerimeyle amel etmeyi terk ettiler. Dünyalık nimetlere, lüks ve şatafata gark olup farz-ı kifayelerden olan bu hususu ihmal ettiler. Bütün ümmet bu farzın terk edilmesiyle günahkâr oldu. İşte bu sebeple bugün birtakım sıkıntıları yaşamaktadır. Düşmanlar Müslüman beldelere niye tamah etmesin ki? Şöyle bir baktıklarında hiçbirinde silah ve savaş mühimmatları üreten fabrikalar görmemektedirler. Bütün bunlar düşmanlardan satın alınmaktadır. Ümmetin içinde bulunduğu gafletten uyanma vakti gelmedi mi? Top, tüfek, füze, askeri mühimmat üretecek fabrikalar kurmanın vakti gelmedi mi? Düşmanların beldeleri işgal etmesi, ümmete üzerinde düşünmesi gereken bir ders vermiştir. Ümmet, geri kalan topraklarının da elden gitmemesi, Allah muhafaza İslam’a ve Müslüman beldelere daha büyük zararlar gelmemesi, sömürgeciliğin hâkimiyetini engellemek, özgür insanların köle edilmesinin önüne geçmek ve dahi büyük bir yıkım anlamına gelecek olan İstiklâli kaybetmeye mâni olmak için ihmal ettiği unsurları behemehâl idrak etmelidir. Hidayet Allah’tandır. (Mehâsinu’t-Te’vîl:5/316)
Burada sebepleri işlemenin kapsamlı olduğunu, maddi sebeplere izafeten manevi sebeplerin varlığını da vurgulamak gerekir. Bu iki sebebin bir arada olması ümmet-i İslam için geçerli bir durumdur. Diğer ümmetler maddi sebeplere iman edip, onların her şey olduğuna inanırlar. Buna mukabil iman ve yakîn sadece İslam ümmetinde olan bir şeydir. Zafer ancak maddi ve manevi sebeplerin kucaklaşmasıyla tecelli eder.
Zafer ve Temkin Sünneti
Zafer ancak mücadele ile gerçekleşir. Mücadele de sebepleri işlemekle vücuda gelir. Bu da kanaatlerde ve vakıada, nefislerde bir dönüşümü gerekli kılar. Yani bu suretle Allah bizi isti’mal edecek/ dinine hizmete layık görecektir. İşte bu noktadan bakıldığında ilahi sünnetler birbirleriyle bütünlük arz eden bir yapıda olup birbirleriyle bağlantılıdırlar.
Allah Teâla Kur’ân-ı Kerîm’de zaferin yol işaretlerini açıklamış ve son tahlilde zaferin Allah’tan olduğunu takrir etmiştir. Âl-i İmrân Sûresi 126.Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: ‘’Zafer, yalnız güçlü ve hikmet sahibi Allah katından gelir.’’ Muhammed Sûresi 7. Âyet-i kerimede ise Allah’ın ancak kendine yardım eden topluluğa yardım edeceği şu şekilde ifade edilir:’’ Ey iman edenler! Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.’’ Tabi Allah’a yardım etmek O’na itaat etmek, gönderdiği din/hayat tarzı gereğince yaşamak, şeriatının gerekliliklerini ifa etmekle gerçekleşir.
Bununla beraber zaferle temkin aynı anda gerçekleşmeyebilir. Temkin sünnetinin kendine has kuralları ve yol işaretleri vardır. Bundan dolayı her temkin zafer addedilebilir. Çünkü temkin ancak zaferden sonra gerçekleşir. Lakin her zafer temkin olarak addedilmez. Nice şekilsel zaferler elde edilmiş ama temkin sağlanamamıştır.
Aksa Tufanı Savaşı’na baktığımızda 7 Ekim 2023’den beri Allah’ın lütfuyla Müslümanların bilfiil zafer elde ettiklerini görüyoruz. Onlar ufukta işaretleri beliren işgalden kurtuluş ve özgürlük yolunda ilerlemektedirler. Biz kurtuluşu hatta daha ötesi onun vaktinin yaklaştığını dahi uzak bir ihtimal olarak görüyorduk. Ancak Aksa Tufanı zaferi imkân dairesine aldı ve kurtuluş ufukta göründü.
İşte Aksa Tufanı sahnesini ilahi sünnetler ışığında düşünmek son derece önemlidir. Bu Müslümanların kendi gerçekliklerini, algılarını, kültürlerini yeniden gözden geçirmelerine ve ilahi sünnetleri de bunların arasında daha üst bir yere koymalarına vesile olacaktır. Nitekim Allah'ın hayatı, canlıları ve tüm kâinatı üzerine kurduğu sünnetlere riayet edilmeksizin, Müslümanların dirilişi, zaferi, İslam sancağını yükseltmek gibi bir plan ve programdan söz edilemeyecektir.

Yorumlar (0)
sanalbasin.com üyesidir
18
açık
Namaz Vakti 21 Şubat 2024
İmsak 05:55
Güneş 07:14
Öğle 12:57
İkindi 16:02
Akşam 18:31
Yatsı 19:45
Puan Durumu
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P
Whatsap İhbar Hattı