Doğu Akdeniz’de bugün Türkiye yalnız; asıl, İsrail yalnızlaştırılmalı

Dünya üzerindeki enerji mevcudiyetinin azımsanamayacak bir kısmını barındıran Doğu Akdeniz bölgesi, büyük bir mücadeleye sahne oluyor.

GÜNDEM 04.04.2021, 04:35
Doğu Akdeniz’de bugün Türkiye yalnız; asıl, İsrail yalnızlaştırılmalı
Bölge ülkelerinin yanı sıra bölge dışındaki aktörlerin de dâhil olduğu enerji paylaşım savaşının, birçok önemli boyutu bulunuyor. Türkiye açısından bakıldığında tam anlamıyla bir bağımsızlık savaşı niteliği taşıyan Doğu Akdeniz meselesinde, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) başta olmak üzere çeşitli aktörler uluslararası hukuka aykırı adımlarla azami çıkarlar elde etmeye çalışıyor. Doğu Akdeniz’de oluşturulan ittifaklar ve atılan adımlarla birlikte ülkemizin bölgeden izole edilmesi amaçlanırken, Türkiye’nin atacağı her adımın hayati nitelik taşıdığı görülüyor.

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Kaya ile Doğu Akdeniz’deki enerji paylaşım mücadelesi konusunu birçok boyutuyla ele aldık. Bölgemizde ve Doğu Akdeniz’de bugün yaşananların 1991 yılı 1. Körfez Savaşı sonrası ve özellikle son 15-20 yıllık süreçte atılan yanlış adımların sonucu olduğunu söyleyen Kaya, Türkiye’nin hem bölgemizde hem de Akdeniz’de ortaklıklarını artıracak formüllere ihtiyacı olduğunu belirtti. Öte yandan Türkiye ile işgalci İsrail rejimi arasındaki olası bir “normalleşme”ye dair de konuşan Saadet Partili Kaya, İsrail ile yakınlaşmanın Türkiye’nin lehine olmadığı uyarısında bulundu.

Yazı dizisi 5. bölüm...
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Kaya ile Doğu Akdeniz’deki enerji paylaşım mücadelesi konusunu birçok boyutuyla ele aldık. Kaya, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki varlığının güvenliğini doğrudan ilgilendirdiğini kaydederek Türkiye’nin Akdeniz’deki varlığının hayati derecede önemli olduğunu söyledi. Akdeniz’in dünya sularının yüzölçümü olarak yüzde biri olduğunu ancak dünya deniz ticaretinin ise üçte birini oluşturduğunu belirterek Akdeniz’in stratejik önemine dikkat çeken Mustafa Kaya, “Bilmeliyiz ki Akdeniz’de atılacak küçük bir geri adım toprak bütünlüğümüzün ve dolayısıyla güvenliğimizin doğrudan tehlike altına girmesine sebep olur” dedi.

Mustafa Kaya, hükümetin Kıbrıs politikası başta olmak üzere geçtiğimiz 15-20 yıllık süreçte atmış olduğu bazı yanlış stratejik adımların sonuçlarını bugün yaşadığımızı söyledi. Kaya, konuya ilişkin olarak, “1999’da Avrupa Birliği’ne (AB) aday ülke olarak kabul edilen Türkiye, 2004 yılında AB ile müzakerelerin başlaması doğrultusunda alınan kararla birlikte Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinde Kıbrıs’ı bir ayak bağı olarak gördü. Sonrasında da Annan Referandumu’na “yes be annem” dedirtmek gibi devam eden yanlış adımlar Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki etkinliğini olabildiğince azalttı. Bu mesele en büyük problem olarak şu anda önümüzde duruyor. Son yıllarda, özellikle de üç-dört yıldır- Türkiye Cumhuriyeti tarafından Kıbrıs’ın değerinin yeniden hissedilmesi, bu doğrultuda bazı önemli adımlar atılması, sismik araştırma gemilerinin faaliyete girmesi, NAVTEX’lerle bayrak gösterimi gayreti gibi hususlar tabii ki önemli. Ancak bugün yaşadıklarımızın 2004’teki bu kırılmayla beraber atılan yanlış adımların sonucu olduğunu söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Kaya, Türkiye ile Yunanistan ve GKRY arasındaki anlaşmazlıklara dair açıklamalar yaptı. Yunanistan ile sorunun masada çözülme imkânının çok mümkün görünmediğini dile getiren Kaya, “Yunanistan ile sorunun masada çözülme imkânı zor. Bunun iki boyutu var. Birincisi 2004 yılındaki Annan Referandumu’ndan bir hafta sonra 1 Mayıs 2004’te ‘Avrupa Birliği Genişleme Stratejisi’ çerçevesinde on tane ülke arasında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin de Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla birlikte AB üyesi yapılmasıdır. 1960’ta yürürlüğe giren anlaşmaya göre Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Kıbrıs’ta garantör. Ancak gel gör ki bu genişleme ile birlikte bizim oradaki muhatabımız GKRY olmaktan çıktı ve AB oldu. Tam da bu noktada Yunanistan’dan, geçtiğimiz süreçte gelen bir açıklamayı hatırlatmakta fayda var. Başbakan Mitçotakis, “Biz kendi sorunlarımızı Avrupa Birliği’nin sorunları haline getirmeyi başardık” açıklamasında bulunmuştu. Bu aslında önemli bir zihinsel kırılma noktasıdır. Diğer bir boyutta ise ABD’nin GKRY’ye desteğini görüyoruz. Örnek vermek gerekirse Donald Trump döneminin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo otuz yıl sonra GKRY’ye silah ambargosunu kaldırdı. Bunun yanında Fransa’ya baktığımızda da Kıbrıs’ta garantör olmayan Fransa’nın AB üyesi sıfatıyla GKRY’ye askeri üs kurduğunu görüyoruz. Tüm bu fotoğrafları önümüze koyduğumuzda, Türkiye’nin atmış olduğu yanlış adımlar, GKRY’nin AB’ye üyeliği ve GKRY’nin ABD ile olan ilişkisi olayı farklı boyutlara getirdi diyebiliriz” diye konuştu.

Ülkemizin Yunanistan ile yaşadığı sorunda yakın süreçte çözüme ulaşılmasının pek olası görünmediği yönünde tahminde bulunan Kaya, “Yunanistan 1982 Deniz Hukuku’ndaki bazı noktaları istismar ediyor. Örneğin Meis adası konusunda bu istismarı görmemiz mümkün. Zira Meis adasının Yunanistan anakarasına uzaklığı 580 km, Türkiye’ye uzaklığı ise sadece iki kilometre. Böyle bir durumda Akdeniz’de en uzun kıyı uzunluğuna sahip olan Türkiye’yi, Meis adası gibi küçük bir ada üzerinden kendi ana karasına hapsetme teziyle hareket ediyorlar. Yunanistan’ın bu şekilde yaklaşımda ısrarcı olması halinde bir çözüme ulaşılması çok zor. Ancak yine zayıf olsa da Yunanistan ile anlaşmazlığın masada çözülmesi ilk hedef olmalı” dedi.
Öte yandan Meis adasına dair Yunan tezinin makul bir talep olmadığını Yunanistan’ın da bildiğini kaydeden Kaya, “Buna rağmen Yunanistan pazarlığı Meis adasından başlatıyor ve böylece kendince bir strateji uyguluyor. Yani Yunanistan, Meis adasını bir pazarlık malzemesi olarak kullanıyor. Yoksa Yunanistan’ın bu iddialarını deniz hukuku bilmeyen bir kişiye dahi sorsanız Yunanistan’ın kesinlikle haksız olduğunu söyleyecektir” sözlerini sarf etti.

Son süreçte gündemde öne çıkan konular arasında yer alan Türkiye ile Mısır’ın yakınlaşmasına dair gelişmeler merakla takip edilirken Kaya bu yakınlaşmanın önemli olduğunu vurguladı. GKRY, Yunanistan, İsrail ve ABD’yi kast ederek Doğu Akdeniz’de dikkat edilmesi gereken bir birliktelik olduğunu söyleyen Kaya, bu noktada Türkiye ile Mısır arasındaki bir yakınlaşmanın olayı kısmen de olsa farklı bir boyuta taşıyabileceğini kaydetti. Kaya bu bağlamda şu ifadeleri kullandı:
“ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın göreve gelmesinin ardından Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias ile yapmış olduğu telefon görüşmesinde 3+1 birlikteliğinden bahsetti. Nedir bu 3+1; GKRY, Yunanistan, İsrail ve ABD. Bu açıdan bile bakıldığında Akdeniz Türkiye için hayati derecede önemlidir. Türkiye mevcut durumdan bir çıkış arıyor. Bu noktada Türkiye ile Mısır arasındaki bir yakınlaşma olayı kısmen de olsa farklı bir boyuta taşıyabilir.”

Türkiye’nin denizden komşusu olan Libya ile yapmış olduğu 27 Kasım 2019’da “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” ile “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası”nı hatırlatarak,  “Libya ile yapılan anlaşma ne kadar önemli ise Mısır’la yapılacak anlaşma da o kadar önemli olur. Ayrıca Mısır, GKRY ve Yunanistan ile yapmış olduğu anlaşmalardan dolayı yirmi beş bin kilometrekareyi aşan denizde alan kaybediyor. Türkiye ile yapacağı bir anlaşmada ise bu alanları kazanıyor” dedi. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yürüttüğü mücadelede eksik olan adımların olduğunu söyleyen Kaya bu noktada Suriye ile de yakınlaşma olması gerektiğini kaydetti. Saadet Partili Kaya, konuya ilişkin olarak, “Türkiye’nin Mısır ve Suriye ile olan yakınlaşması elzem. Çünkü Türkiye’nin Akdeniz’de paydaşlarını artıracak formüllere ihtiyacı var. Paydaşlarını artırmalı ki yalnızlıktan kurtulabilsin. Mısır’ın Yunanistan, İsrail ve Lübnan ile deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşmaları var. Hal böyleyken Türkiye yalnız kalıyor. Bunun yanı sıra AB ve ABD’nin Kıbrıs konusundaki tutumuyla beraber tamamen bir köşeye sıkışmışlık psikolojisi söz konusu. Suriye neden önemli? Çünkü Türkiye’nin Suriye ile deniz yan hududu anlaşması yok. Bu nedenle de biz Suriye ile sorunlarımızı olabildiği ölçüde çözdüğümüz takdirde bu durum Akdeniz’de lehimize bir gelişme olarak karşımıza çıkacaktır” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji paylaşım mücadelesi kapsamında yapması gerekenleri konuştuğumuz Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Kaya, “Türkiye, küresel güçlerin Suriye’deki varlığını sona erdirecek hamlelerde bulunmalı. ABD, Suriye’deki işgalci varlığını sürdürürse çok büyük güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalabiliriz. Bölgedeki krizleri aşmak şöyle mümkün: Öncelikle ülke içinde asgari müşterekler üzerinde bir birliktelik oluşturmalıdır. Bunun yolu da kutuplaştırmamaktan ve adaleti ihya etmekten geçer. Bir diğer husus ise bölgedeki dostlar artırılmalıdır. Böylece sorunlar bertaraf edilebilir. Bu zor ama imkânsız değil” İfadelerini kullandı. Kaya, kimseye tek taraflı bağımlı olunmaması gerektiğinin de altını çizdi. Mustafa Kaya, özellikle ABD ve Rusya’ya tek taraflı bağımlı olunmamasının zaruri olduğunu vurguladı.

Kaya, Doğu Akdeniz’e dair yapmış olduğumuz görüşmede, “Türkiye, Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Alanı ilan etmeli mi?” sorusunu da cevaplandırdı. Kaya, söz konusu soruya cevaben, “Türkiye, MEB Alanı’nı ilan etmeli düşüncesine bir açıdan katılıyorum ancak bir noktaya dikkat edilmesi gerektiği kanaatindeyim. MEB Alanı’nı ilan ettiğimizde yarın bir gün burada olabilecek bir ihlale karşı bu MEB Alanı’nı koruyamazsak bu durum bizi zora sokar. Buradaki en önemli risk budur. Yoksa MEB Alanı bizim hakkımız mıdır, evet hakkımızdır. Ancak dediğim gibi yarın bir gün Yunanistan geldi ve ABD, AB desteğiyle MEB alanımıza girdi. Bu takdirde yapmanız gereken nedir? Sıcak çatışmayı göze almak. Sıcak çatışmayı göze alamayacaksak bu MEB Alanı’nı ilan etmenin pek kıymeti olmaz. Bu nedenle MEB Alanı’nı öncelikle müzakere yolu ile ve biraz önce saydığım altyapıları önce tamamlamamız lazım” dedi.

Ankara ile Tel Aviv rejimi arasında son süreçte bir takım görüşmeler yapıldığı ve “normalleşme” yolunda adımlar atıldığı bilinirken Kaya önemli bir uyarıda bulundu. İsrail ile olası bir yakınlaşmanın Türkiye’nin tezlerini destekleyecek nitelikte olmadığını vurgulayan Kaya, “Bu yakınlaşma İsrail’in meşruiyet alanını genişletecektir. Ayrıca böyle bir durumda İsrail Akdeniz’de belirleyici bir güce erişebilir. Türkiye, “Doğu Akdeniz’deki sıkışmışlığı İsrail ile açarım” mantığıyla hareket etmemeli. İsrail, Doğu Akdeniz’de belirleyici aktör haline gelmemeli. Türkiye, İsrail dışındaki seçeneklerle elini güçlendirmeli. Buna göre hareket etmeli. Ayrıca şunu da belirtmemiz gerekir ki; İsrail’in kendisine ait olduğunu iddia ettiği enerji kaynakları hukuki olarak aslında Filistin’e ait” ifadelerini kullandı.

Kaya, Doğu Akdeniz’deki enerji paylaşım mücadelesinde Türkiye’nin aleyhine çalışmalarda bulunan ve bu doğrultuda ülkemizi bölgeden izole etme amacıyla hareket eden, ‘Doğu Akdeniz Gaz Forumu’ isimli oluşuma da dikkat çekti. Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun Trump’ın ABD başkanlığı döneminde Körfez ülkelerinin İsrail ile yakınlaşma yaşadığı süreçle birlikte düşünülmesi gerektiğini söyleyen Kaya, “Mısır ve Ürdün’ü burada cesaretlendiren, Türkiye karşıtı bir oluşumda yer almaya teşvik eden şey aslında Körfez ülkelerinde oluşan genel havadır. Bu havanın ortadan kaldırılabilmesi için Türkiye’nin atması gereken bazı adımlar var. Bu noktada Türkiye’nin bölgedeki barış ve istikrarı destekleyecek, bölge ülkeleriyle aradaki sorunların kaldırılmasını teşvik edecek diplomatik bir atağa kalkması gerekiyor. Bu atağın içine İran’ı da dâhil edebilirsiniz çünkü bu durum birbirini tetikler. Aynı şekilde Suriye ile Mısır’ı dâhil edebilirsiniz. Libya ile zaten devam eden bir süreç var” diye konuştu.

* Doğu Akdeniz’de yaşananları uluslararası hukuk bağlamında da değerlendiren Mustafa Kaya, Türkiye’nin BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmamasının makul gerekçeleri bulunduğunu söyledi. Kaya, konuya ilişkin olarak, “BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne baktığımız zaman genel bir çerçevenin çizili olduğunu görüyoruz. Mesela Fransa ve İngiltere arasındaki Manş Denizi’nde İngiltere’nin Fransa’ya yakın olan adalarını baz alarak kendisine kıta sahanlığı ilan etmesini Uluslararası Adalet Divanı kabul etmemiş ve ortaya bir hat çizerek çözüm bulmuştur. Uluslararası Adalet Divanı, İngiltere’ye, “Sizin adalarınızın yüzölçümleri çerçevesinde kıta sahanlıkları vardır” demiştir. Bu yaklaşım Türkiye’nin öne çıkardığı olması gereken ana tezlerden birisidir. Yani “yerindelik” olgusu. Doğal ve doğru olan da budur. Bunlara rağmen Uluslararası Adalet Divanı’nın adil bir şekilde, küresel güçlerin etkisinden bağımsız karar alacağını düşünmek boş bir hayaldir. Siz yarın BM Deniz Hukuku’na taraf olur ve Uluslararası Adalet Divanı’na giderseniz BM Deniz Hukuku’nun, “İçinde insan yaşayan adalar anakara gibi muamele görür” ibaresine göre Meis adasının Yunanistan’ın kıta sahanlığına dahil olduğunu kabul etmiş olursunuz. Bu işin geri dönüşü yok. Dolayısıyla Türkiye, sadece bu iktidar döneminde değil, bundan önceki dönemlerde de dedi ki; “Ege, Akdeniz, bu alanların tamamında BM Deniz Hukuku’nun cetvelle çizilmiş kanunları gibi bir formülü uygulamak mümkün değil, fiili olarak mümkün değil ayrıca adil de değil.” Türkiye’nin bu deniz hukukuna taraf olmamasının ana gerekçesi uluslararası bir mecradan kaçmak değil, Türkiye’nin adalet, hakkaniyet tezlerine kayıtsız kalınacağı endişesidir” dedi.

* Kaya son olarak, Batı’nın sergilediği tutarsızlıklara dikkat çekti. Avrupa Birliği’nin birliğe üye olarak kabul edilecek bir ülkenin komşusuyla sınır problemi olmamasına dair bir kriteri olduğunu söyleyen Kaya, “Buna rağmen GKRY Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında AB’ye üye yapıldı. Türkiye’nin 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın hukuki zeminini 1959’daki Londra Anlaşması oluşturuyor. Bunları neden anlatıyorum? Kıbrıs’ta garantör olmasına ve varlığını meşru bir zemine oturtmasına rağmen Türkiye’nin işgalci olarak gösteriliyor olması Uluslararası Adalet Divanı’na gidildiği takdirde ne tür şeylerle karşılaşılacağının küçük bir işareti olarak görülebilir” sözleriyle açıkladı.
Yorumlar (0)
17°
parçalı bulutlu
Namaz Vakti 13 Nisan 2021
İmsak 04:36
Güneş 06:00
Öğle 12:44
İkindi 16:23
Akşam 19:18
Yatsı 20:37
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 32 70
2. Fenerbahçe 33 66
3. Galatasaray 32 62
4. Trabzonspor 33 58
5. Alanyaspor 33 52
6. Gaziantep FK 32 50
7. Hatayspor 32 49
8. Karagümrük 33 49
9. Sivasspor 32 47
10. Göztepe 33 46
11. Antalyaspor 33 42
12. Konyaspor 32 40
13. Ankaragücü 32 36
14. Rizespor 32 36
15. Kasımpaşa 33 36
16. Malatyaspor 32 34
17. Başakşehir 32 33
18. Kayserispor 32 33
19. Gençlerbirliği 32 31
20. Erzurumspor 33 28
21. Denizlispor 32 26
Takımlar O P
1. Giresunspor 29 60
2. Samsunspor 29 57
3. Adana Demirspor 29 55
4. Altay 29 53
5. Altınordu 29 52
6. İstanbulspor 29 51
7. Ankara Keçiörengücü 29 49
8. Ümraniye 29 41
9. Tuzlaspor 29 41
10. Bursaspor 29 40
11. Bandırmaspor 29 39
12. Boluspor 29 35
13. Balıkesirspor 29 32
14. Adanaspor 29 31
15. Menemenspor 29 30
16. Akhisar Bld.Spor 29 25
17. Ankaraspor 29 22
18. Eskişehirspor 29 8
Takımlar O P
1. Man City 32 74
2. M. United 31 63
3. Leicester City 31 56
4. West Ham 31 55
5. Chelsea 31 54
6. Liverpool 31 52
7. Tottenham 31 49
8. Everton 29 47
9. Arsenal 31 45
10. Leeds United 31 45
11. Aston Villa 30 44
12. Wolverhampton 31 38
13. Crystal Palace 31 38
14. Southampton 31 36
15. Burnley 31 33
16. Brighton 30 32
17. Newcastle 31 32
18. Fulham 32 26
19. West Bromwich 31 24
20. Sheffield United 31 14
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 30 67
2. Real Madrid 30 66
3. Barcelona 30 65
4. Sevilla 30 61
5. Real Sociedad 30 47
6. Real Betis 30 47
7. Villarreal 30 46
8. Granada 30 39
9. Levante 30 38
10. Celta de Vigo 30 37
11. Athletic Bilbao 30 37
12. Cádiz 30 35
13. Valencia 30 34
14. Osasuna 30 34
15. Getafe 30 30
16. Huesca 30 27
17. Real Valladolid 30 27
18. Elche 30 26
19. Deportivo Alaves 30 24
20. Eibar 30 23
Whatsap İhbar Hattı