İran'da Protestolar ve Bölgesel Yansımaları

İran'daki protestolar, 2022'deki Mehsa Amini'nin ölümüyle başlayan ve rejime karşı geniş çaplı bir hoşnutsuzluğu yansıtan olaylar silsilesi.

Mehsa Emini, Eylül 2022'de Ahlak Polisi tarafından tutuklanan ve dövüldükten sonra iddialara göre kafatasından yaralanarak beyin ölümü gerçekleşen ve iki gün sonra ölen 22 yaşında İranlı bir kadındı.

Dolayısıyla bu protestolar, kadın hakları, özgürlükler ve son olarak ekonomik sıkıntılar gibi çeşitli temalar etrafında şekillenmekte.

Rejimin baskıcı politikaları ve ekonomik kötü yönetim, halkın öfkesini körükledi ve farklı toplumsal kesimlerden insanların sokağa dökülmesine neden oldu. Hususen genç nüfus ve kadınlar, bu protestoların ön saflarında yer alarak değişim taleplerini dile getirmekte.

Bu protestoların neticesi, İran'ın iç dinamikleri, bölgesel jeopolitik ve uluslararası ilişkiler açısından önemli sonuçlar doğurabilecektir.

İran rejiminin protestoları bastırma çabaları devam etse de, halkın talepleri ve uluslararası toplumun baskısı, rejimin politikalarında bazı değişikliklere gitmesine neden olabilir. Lakin, köklü bir rejim değişikliği kısa vadede pek olası görünmemektedir.

Rejim, güvenlik güçleri ve dini kurumlar aracılığıyla kontrolü elinde tutmaya devam edecektir. Uzun vadede ise, bu protestoların etkisi, rejimin meşruiyetini daha da aşındırarak gelecekteki değişimlerin zeminini hazırlayabilir kanaatindeyim.

İran'daki protestoların bölgesel jeopolitik ve dünya dengeleri üzerindeki etkileri ise girift bir konudur. İran, Ortadoğu'da önemli bir aktör olup, nükleer programı, ve bölgesel müdahaleleriyle dikkat çeken bir siyasi konuma sahiptir.

Protestoların zayıflattığı bir İran rejimi, bölgesel dengeleri değiştirecektir. Mesela, İran'ın vekil güçlerine olan desteği azalabilir, bu da Yemen, Suriye, Irak ve Lübnan gibi ülkelerdeki çatışmaların seyrini etkileyecektir.

İran'ın iç istikrarsızlığı, özellikle Suudi Arabistan gibi bölgesel rakipleri için bir fırsat olarak görülebilirken, aynı zamanda bölgede daha fazla belirsizliğe yol açabilir. Çin ve Rusya gibi ülkeler, İran'daki istikrarsızlığın kendi çıkarlarını nasıl etkileyeceğini yakından takip etmektedir.

Özellikle Rusya, Ukrayna'daki savaşı nedeniyle İran'la olan ilişkilerini sürdürmeye çalışırken, Çin ise enerji tedariki ve bölgesel nüfuzunu koruma peşindedir. Batılı ülkeler ise insan hakları ihlalleri nedeniyle İran'a yönelik baskılarını artırabilir, bu da nükleer müzakereleri daha da karmaşık hale getirecektir.

Bunlarla beraber İran'daki protestolar, İsrail-İran ilişkileri açısından da önemli siyasi sonuçlar doğurabilir. İsrail, İran'ı bölgesel güvenliğine yönelik en büyük tehditlerden biri olarak görmektedir. İran'ın nükleer programı ve Hizbullah gibi güçlere verdiği destek, İsrail'in endişelerini artırmaktadır.

İran'daki iç istikrarsızlık, rejimin dış politikadaki agresif tutumunu bir miktar zayıflatabilir, ancak aynı zamanda rejimin iç baskıyı dengelemek için dış düşman yaratma eğilimini de artırabilir.

Bu durum, İsrail'e yönelik tehdit algısını değiştirebilir. İsrail, İran'daki protestoları yakından takip ederek, rejimin zayıflamasının bölgesel güvenlik üzerindeki potansiyel etkilerini değerlendirecektir. Ancak, İran'ın nükleer programı ve bölgesel nüfuzu konusundaki temel endişeleri devam edecektir.

İsrail, bölgesel bir tehdit olarak gördüğü İran'ı bahane ederek meşruiyetini sağlamakta ve özellikle Amerika ile Batılı devletlerin desteğini almaktaydı. İran'da muhtemel bir rejim değişikliği olması durumunda İsrail, kendisine yeni bahaneler ve düşmanlar yaratacaktır. Bu mesela Suriye olabilir!

Türkiye için ise İran'daki protestoların siyasi neticeleri çok yönlüdür. Türkiye ve İran, bölgesel rakip olsalar da, aynı zamanda komşu ülkelerdir ve önemli ekonomik ilişkilere sahiptirler.

İran'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin sınır güvenliğini etkileyebilir ve özellikle Kürt meselesi üzerinden bölgesel gerilimleri artırabilir.

Türkiye, İran'daki Kürt bölgelerindeki gelişmelerden ve PKK'nın faaliyetlerinden endişe duymaktadır. Ayrıca, İran'dan Türkiye'ye yönelik olası bir göç dalgası da, Türkiye için ciddi bir endişe kaynağıdır.

Ekonomik açıdan ise İran'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin İran ile olan ticaretini olumsuz etkileyecektir. Enerji tedariki ve bölgesel ticaret yolları da bu durumdan etkilenebilir.

Türkiye, İran'daki gelişmeleri yakından takip ederek, kendi ulusal çıkarlarını korumak ve bölgesel istikrarı sağlamak için diplomatik çabalarını sürdürecektir. Türkiye, İran'daki protestoları insan hakları ve demokrasi bağlamında değerlendirirken, aynı zamanda bölgesel dengeleri de göz önünde bulundurmak zorundadır.

İran'daki mevcut rejim, kendisini İslami bir cumhuriyet olarak tanımlasa da, bu yorumlara göre, halkın taleplerini bastırması, ekonomik eşitsizlikleri derinleştirmesi ve kadın haklarını kısıtlamasıyla İslami değerlerden de uzaklaşmıştır.

Protestocuların "Kadın, Yaşam, Özgürlük" sloganı, perspektiften, rejimin dini otoritesini sorgulayan ve gerçek İslami adalet ve özgürlük arayışını temsil eden bir çağrı olarak görülmektedir.

Bu pencereden bakıldığında, rejimin baskıcı uygulamaları, İslam'ın özünde var olan adalet ve merhamet ilkeleriyle çelişmektedir. Protestolar, dini bir rejimin, dini değerleri kendi iktidarını sürdürmek için nasıl araçsallaştırdığını göstermektedir.

İran, Şii İslam'ın en önemli merkezlerinden biridir ve İran'daki gelişmeler, tüm Şii dünyasını etkileme potansiyeline sahiptir. İran'daki protestolar, Şii dini liderlerin ve kurumlarının meşruiyetini sorgulayabilir ve Şii dünyasında farklı yorumların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Özellikle Irak, Lübnan ve Bahreyn gibi Şii nüfusun yoğun olduğu ülkelerde, İran'daki gelişmeler yakından takip edilmektedir. İran'daki rejimin zayıflaması veya değişmesi, bu ülkelerdeki Şii grupların siyasi ve dini yönelimlerini etkileyebilir.

Bazı Şii din adamları ve entelektüeller, İran'daki rejimin dini otoritesini eleştirerek, dini liderliğin siyasi iktidarla bu kadar iç içe geçmesinin Şii İslam'ın ruhuna aykırı olduğunu savunmaktadırlar.

Protestolar, Şii dünyasında dini reform ve siyasi özgürlük taleplerini güçlendirebilir. Ancak, aynı zamanda, İran'daki istikrarsızlık, Şii gruplar arasında bölünmelere ve mezhepsel gerilimlerin artmasına da yol açabilir. Bu durum, bölgesel istikrar açısından yeni riskler yaratabilir.

Muhtemel bir rejim değişikliği ve Şii propagandasının azalması, özellikle Sünni çoğunluklu bölgelerde Selefi damarın daha fazla öne çıkmasına neden olabilecektir.

İran'ın bölgesel nüfuzunun zayıflaması, Suudi Arabistan gibi Sünni güçlerin bölgedeki etkisini artırabilir. Bu durum, mezhepsel gerilimleri tırmandırabilir ve bölgesel çatışmaları derinleştirebilir.

Selefi gruplar hususen Yemen'de, İran'ın zayıflamasını kendi ideolojilerini yaymak ve yeni destekçiler bulmak için bir fırsat olarak görebilirler. Bu senaryo, bölgedeki istikrarsızlığı daha da artırabilir ve yeni güvenlik tehditleri yaratabilir.

İran'daki protestolar, sadece bir iç mesele olmaktan öte, bölgesel ve küresel jeopolitik dengeleri etkileyecek derin sonuçlara sahiptir. Rejimin geleceği belirsizliğini korurken, protestoların uzun vadede İran'ın iç yapısında, bölgesel ilişkilerinde ve Şii dünyasındaki konumunda önemli değişikliklere yol açması beklenmektedir.

Türkiye'nin bu süreçte dikkatli bir diplomasi izlemesi ve bölgesel çıkarlarını koruması hayati bir önem taşımakta.

Unutmayalım ki, komşu komşunun külüne muhtaçtır.


Selam ve dua ile ..