Suudi Arabistan’ın Nüfuz Politikası: Yemen, Selefilik ve Husiler

Selefilik, çağdaş İslam dünyasının en fazla tartışılan dinî ve siyasî olgularından biridir. Bunun temel sebeplerinden biri, Selefiliğin tek ve homojen bir hareket olmamasıdır.

Bir tarafta siyasetten uzak durmayı, dinî eğitim ve daveti öncelemeyi savunan Selefi çevreler bulunurken, diğer tarafta siyasal aktivizmi benimseyen hareketler ve silahlı mücadeleyi merkeze alan cihatçı Selefi örgütler bulunmaktadır. Bu sebeple Selefiliği doğrudan İslamcılıkla, cihatçılıkla veya Suudi Arabistan'ın devlet ideolojisiyle özdeşleştirmek tarihsel ve kavramsal açıdan sorunludur.

Bununla birlikte Selefilik ile Suudi Arabistan arasında güçlü bir tarihsel ilişki bulunduğu da inkâr edilemez. Özellikle XVIII. yüzyılda Muhammed b. Abdülvehhab ile Muhammed b. Suud arasındaki ittifak, dinî reform ile siyasî iktidarın birleştiği yeni bir model ortaya çıkarmıştır. Bu ittifakın oluşturduğu gelenek, sonraki Suudi devletlerinin dinî ve siyasî yapısının şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.

Bu ilişkinin etkileri Suudi Arabistan sınırlarının ötesine de taşınmıştır. Yemen, bu açıdan özellikle önemlidir. Suudi Arabistan'ın Yemen'deki dinî eğitim kurumlarına, Selefi âlimlere ve çeşitli toplumsal ağlara verdiği destek, Selefi düşüncenin Yemen'de yayılmasına katkıda bulunmuştur. Ancak Yemen Selefiliğini yalnızca Suudi Arabistan tarafından “ihraç edilmiş” bir ideoloji olarak görmek de yeterli değildir. Yemenli âlimler, kabileler, yerel siyasî aktörler ve Zeydi geleneği, bu hareketin Yemen'deki özgün biçiminin oluşmasında belirleyici olmuştur.

Dolayısıyla Yemen örneği, dinî fikirlerin sınır ötesi dolaşımı ile devletlerin jeopolitik çıkarlarının nasıl kesişebildiğini incelemek için önemli bir örnek oluşturmaktadır.

Selefiliğin tarihsel kökenleri

“Selef” kelimesi Arapçada “öncekiler”, “atalar” veya “daha önce yaşamış olanlar” anlamına gelir. İslamî literatürde es-selef es-sâlih, yani “salih öncekiler” kavramı özellikle Hz. Muhammed'in sahabelerini, onların takipçilerini ve takipçilerin takipçilerini ifade eder.

Selefi düşüncenin temel iddiası, İslam'ın doğru biçimde anlaşılması ve yaşanması için bu ilk Müslüman nesillerin dinî anlayışının temel bir referans kabul edilmesi gerektiğidir.

Bu anlayış, İslam'ın ilk yüzyıllarından itibaren çeşitli gelenekçi çevrelerde bulunmasına rağmen, modern anlamdaki Selefiliğin tek bir tarihsel anda ortaya çıktığını söylemek mümkün değildir. Selefiliğin entelektüel soyağacı oldukça karmaşıktır. Ahmed b. Hanbel'in hadis ve gelenekçi teolojiye yaptığı vurgu, İbn Teymiyye'nin kapsamlı dinî reform projesi ve XVIII. yüzyılda Muhammed b. Abdülvehhab'ın Arabistan'daki hareketi bu tarihsel gelişimin farklı aşamalarını oluşturur.

Ahmed b. Hanbel'in (780–855) önemi özellikle Kur'an ve hadise dayalı gelenekçi anlayışından kaynaklanmaktadır. Abbasi dönemindeki Mihne sırasında Kur'an'ın yaratılmış olduğu görüşünün devlet tarafından kabul ettirilmesine karşı çıkması, onu daha sonraki Sünni gelenekçilik açısından sembolik bir figür haline getirmiştir.

Yaklaşık beş yüzyıl sonra İbn Teymiyye (1263–1328), Kur'an ve Sünnet'e dönüş fikrini daha kapsamlı bir teolojik, hukukî, ahlakî ve siyasî reform projesi haline getirdi. Bu nedenle İbn Teymiyye, modern Selefiliğin kurucusu olmaktan ziyade, çağdaş Selefi düşüncenin en önemli entelektüel öncülerinden biri olarak değerlendirilmelidir.

Muhammed b. Abdülvehhab ve Suudi devletinin doğuşu

Selefilik ile Suudi Arabistan arasındaki tarihsel bağ açısından en önemli dönüm noktası XVIII. yüzyıldır. Necid bölgesinde faaliyet gösteren Muhammed b. Abdülvehhab, İslam'ın tevhid anlayışına dönülmesini savunmuş, şirk olarak değerlendirdiği uygulamalara ve bid'at olarak gördüğü dinî pratiklere karşı mücadele etmiştir.

1744 civarında Muhammed b. Abdülvehhab ile Muhammed b. Suud arasında kurulan ittifak, dinî reform ile siyasî otoriteyi birbirine bağladı. Bu ittifak, ilk Suudi devletinin temelini oluşturdu.

Burada ortaya çıkan model sonraki Suudi tarihini anlamak açısından son derece önemlidir. Dinî hareket toplumsal ve meşruiyet sağlayıcı bir rol üstlenirken, Suud ailesi siyasî ve askerî gücü temsil ediyordu. Böylece dinî reform ile devlet inşası birbirini destekleyen iki süreç haline geldi.

Bununla birlikte “Vehhabilik” ve “Selefilik” kavramlarının aynı anlamda kullanılmaması gerekir. Vehhabilik daha özel olarak Muhammed b. Abdülvehhab'ın hareketinin tarihsel mirasını ifade ederken, Selefilik daha geniş bir kategoridir ve farklı ülkelerde farklı siyasî tutumlara sahip hareketleri kapsar.

Modern Selefiliğin çeşitlenmesi

Modern dönemde Selefilik tek bir hareket olarak kalmamıştır. Araştırmacılar çağdaş Selefi hareketleri genellikle üç geniş kategori altında inceler: sessizci veya pürist Selefilik, siyasî/Sahva Selefiliği ve cihatçı Selefilik.

Sessizci Selefiler dinî eğitim, akaid, hadis, davet ve bireysel dindarlığa önem verir. Siyasî iktidara karşı devrimci mücadeleyi ve özellikle silahlı isyanı çoğunlukla reddederler. Bu tutumda fitne, yani iç savaş ve toplumsal düzenin bozulması korkusu önemli bir yere sahiptir.

Suudi Arabistan'da özellikle Rabî b. Hâdî el-Medhali ile ilişkilendirilen Medhalilik, bu sessizci eğilimlerin belirli bir biçimidir. Medhali düşüncede yöneticilere itaat ve örgütlü siyasî muhalefete karşı çıkış özellikle vurgulanır.

Buna karşılık 1970'lerden itibaren Suudi Arabistan'da gelişen Sahva hareketi, Selefi/Vehhabi dinî düşünceyi daha siyasallaşmış bir İslamcı anlayışla birleştirdi. Müslüman Kardeşler'in bazı örgütsel ve siyasî fikirlerinden etkilenen Sahva çevreleri, devlet politikalarını eleştirme ve siyasî reform taleplerini gündeme getirme konusunda sessizci Selefilerden ayrıldı.

1990–1991 Körfez Savaşı bu ayrışmayı daha da belirginleştirdi. Suudi Arabistan'ın ABD ve diğer yabancı askerlerin ülkesinde konuşlanmasına izin vermesi, Sahva âlimleri arasında ciddi eleştirilere yol açtı. Böylece Suudi devletinin resmî dinî çizgisi ile siyasallaşmış Selefi-İslamcı çevreler arasındaki gerilim arttı.

Cihatçı Selefilik ise Selefi teolojinin bazı unsurlarını devrimci siyasal düşünceyle birleştirerek silahlı mücadeleyi merkezî bir araç haline getiren farklı bir akımdır. Bu nedenle bütün Selefileri cihatçılarla özdeşleştirmek doğru olmadığı gibi, Suudi Arabistan'ın bütün Selefi hareketleri kontrol ettiği iddiası da tarihsel gerçekliği açıklamakta yetersiz kalır.

Yemen'de Selefiliğin yükselişi

Yemen, Selefi düşüncenin Suudi Arabistan dışında gelişimini incelemek açısından özel bir öneme sahiptir. Bunun en önemli isimlerinden biri Yemenli âlim Mukbil b. Hâdî el-Vâdiî'dir.

Vâdiî, Saada bölgesinde doğmuş, daha sonra Suudi Arabistan'da dinî eğitim almış ve Selefi düşünceyle güçlü biçimde tanışmıştır. Yemen'e döndükten sonra Saada yakınlarındaki Dammaj'da Darü'l-Hadis'i kurmuş ve burası zamanla Yemen'in en önemli Selefi eğitim merkezlerinden biri haline gelmiştir.

Dammaj'ın önemi yalnızca bir dinî okul olmasından kaynaklanmıyordu. Bölge tarihsel olarak Zeydiliğin güçlü olduğu Saada çevresinde bulunuyordu. Dolayısıyla Selefi bir eğitim merkezinin burada gelişmesi, Yemen'in mezhebî ve toplumsal dengeleri bakımından da önemli sonuçlar doğurdu.

Suudi Arabistan'ın Yemen'deki Selefi eğitim kurumlarına ve dinî ağlara verdiği destek bu süreci güçlendirdi. Yemenli öğrencilerin Suudi Arabistan'da eğitim görmesi, Suudi kurumlarından finansman sağlanması ve dinî yayınların dolaşımı Selefi düşüncenin yayılmasına katkıda bulundu. Carnegie Endowment'ın araştırmaları da Suudi devletinin ve Suudi özel bağışçılarının Yemen'deki çeşitli İslamî eğitim kurumlarının finansmanında rol oynadığını ortaya koymaktadır.

Ancak bu durum Yemen Selefiliğinin tamamen Suudi Arabistan tarafından yaratıldığı anlamına gelmez. Yemenli Selefi âlimler kendi kurumlarını, eğitim ağlarını ve dinî yorumlarını geliştirmişlerdir. Laurent Bonnefoy'un çalışması da Yemen Selefiliğinin ulusötesi bağlantılara sahip olmakla birlikte Yemen'in kendi siyasî ve toplumsal koşulları tarafından şekillendiğini vurgular.

Dolayısıyla Yemen Selefiliğini açıklamak için “Suudi ihracı” ifadesinden ziyade ulusötesi dinî ağlar ile yerel toplumsal dinamiklerin kesişmesi kavramı daha açıklayıcıdır.

Selefilik ve Zeydilik arasındaki gerilim

Yemen'deki Selefi hareketin gelişimini anlamak için Zeydilik meselesi özel önem taşır. Zeydilik, özellikle Kuzey Yemen'de yüzyıllar boyunca güçlü bir dinî ve siyasî gelenek oluşturmuştur.

Cumhuriyet döneminde Zeydi siyasî yapısının zayıflaması ve Sünni/Selefi eğitim kurumlarının kuzey bölgelerinde yayılması, bazı Zeydi çevrelerde mezhebî kimliğe yönelik bir tehdit algısının ortaya çıkmasına katkıda bulundu.

Dammaj bunun en belirgin örneklerinden biriydi. Zeydi nüfusun yoğun olduğu Saada bölgesinde güçlü bir Selefi eğitim merkezinin bulunması, zamanla siyasî ve toplumsal gerilimlerin de konusu haline geldi.

Araştırmalara göre Dammaj'daki Selefi kurum, Zeydi bölgesinin merkezinde önemli bir Selefi varlık oluşturmuş ve daha sonra Husi hareketiyle yaşanan çatışmaların merkezlerinden biri haline gelmiştir.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Husi hareketinin ortaya çıkışı yalnızca Selefi yayılmaya tepki olarak açıklanamaz. Yemen'deki devlet krizleri, Ali Abdullah Salih döneminin siyaseti, Zeydi kimliğinin yeniden canlanması ve yerel güç mücadeleleri de Husi hareketinin gelişiminde belirleyici olmuştur.

Dolayısıyla Yemen'deki çatışmayı yalnızca mezhep çatışması olarak görmek, ülkenin karmaşık siyasî tarihini göz ardı etmek anlamına gelir.

Suudi Arabistan'ın Yemen'deki nüfuz politikası

Suudi Arabistan'ın Yemen politikası salt dinî ideoloji üzerinden değerlendirilemez. Yemen, Suudi Arabistan'ın güney sınırında bulunması ve Kızıldeniz ile Babülmendeb bölgesine yakınlığı nedeniyle Riyad açısından stratejik öneme sahiptir.

Bu nedenle Suudi Arabistan'ın Yemen'deki nüfuzu çeşitli araçlardan oluşmuştur. Bunlar arasında diplomasi, ekonomik yardım, kabilelerle ilişkiler, siyasî müttefikler, dinî kurumlar ve güvenlik politikaları bulunmaktadır.

Bu bağlamda “Suudi yayılmacılığı” kavramı dikkatli kullanılmalıdır. Eğer bu kavram doğrudan toprak ilhakı anlamında kullanılırsa Yemen-Suudi ilişkilerini açıklamakta yetersiz kalır. Ancak bir devletin komşu ülke üzerindeki siyasî, ekonomik, dinî ve güvenlik nüfuzunu genişletme politikası anlamında kullanıldığında daha açıklayıcı hale gelir.

Suudi Arabistan'ın Yemen'deki dinî kurumları desteklemesi, bu nüfuz politikasının yumuşak güç boyutlarından biri olarak değerlendirilebilir. Dinî eğitim kurumları, burslar, âlimler arasındaki ilişkiler ve finansman kanalları aracılığıyla Suudi dinî anlayışının Yemen'de etkili olması sağlanmıştır.

Fakat dinî nüfuz ile siyasî kontrol arasında doğrudan ve otomatik bir ilişki bulunduğunu varsaymak da doğru değildir. Yemenli Selefiler kendi yerel çıkarlarına, toplumsal ilişkilerine ve siyasî değerlendirmelerine göre hareket etmişlerdir.

Suudi Arabistan, Selefilik ve siyasî araçsallaştırma

Suudi Arabistan ile Selefi hareketler arasındaki ilişki zaman zaman karşılıklı destek, zaman zaman ise gerilim şeklinde gelişmiştir.

Devlet, özellikle sessizci Selefi anlayışın siyasî istikrara verdiği önemden yararlanabilmiştir. Yöneticiye itaat ve siyasî isyanın reddedilmesi, monarşinin güvenlik anlayışıyla büyük ölçüde uyumlu bir dinî söylem oluşturmuştur.

Ancak bu durum Selefi çevrelerin tamamının Suudi devletine bağlı olduğu anlamına gelmez. Suudi Arabistan'da Sahva hareketinin devlete yönelttiği eleştiriler ve bazı cihatçı hareketlerin Suudi rejimine karşı tutumu, Selefiliğin devlet kontrolünden tamamen bağımsız veya tamamen bağımlı şeklinde iki basit kategoriye indirgenemeyeceğini göstermektedir.

Yemen'de de benzer bir durum söz konusudur. Suudi Arabistan tarafından desteklenen dinî çevreler zaman zaman Riyad'ın çıkarlarıyla uyumlu hareket ederken, bazı Yemenli Selefi âlimler ve gruplar kendi bağımsız dinî ve siyasî pozisyonlarını korumuştur.

Dammaj ve Husi-Selefi çatışması

Dammaj'daki gelişmeler, Yemen'deki dinî rekabetin nasıl siyasî çatışmaya dönüşebileceğini göstermesi açısından önemlidir.

2013–2014 döneminde Dammaj'da Husiler ile Selefi çevreler arasında ciddi çatışmalar yaşandı. Çatışmaların ardından bölgedeki Selefi öğrencilerin önemli bir bölümü Dammaj'dan ayrılmak zorunda kaldı.

Bu olay, Yemen'deki Zeydi-Selefi geriliminin yalnızca teorik bir mezhep tartışması olmadığını gösterdi. Dinî kimlik, bölgesel hâkimiyet, silahlı güç ve yerel siyasetin birbirine karıştığı bir çatışma alanı ortaya çıktı.

Ancak Dammaj'daki çatışmayı yalnızca “Suudi destekli Selefiler ile İran destekli Husiler arasındaki savaş” şeklinde açıklamak da eksik kalır. Yerel aktörlerin kendi çıkarları, Yemen'in devlet krizleri ve bölgesel güçlerin müdahaleleri aynı anda etkili olmuştur.

2015 müdahalesi ve Suudi askerî gücü

Yemen krizinin uluslararasılaşmasında en önemli dönüm noktalarından biri 2015 yılında gerçekleşti.

Husilerin Sana'yı ele geçirmesinin ardından Cumhurbaşkanı Abd Rabbuh Mansur Hadi dış destek talep etti. 26 Mart 2015'te Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon Yemen'de askerî operasyon başlattı. Birleşmiş Milletler kaynakları, müdahalenin Hadi hükümetinin talebi üzerine gerçekleştiğini belirtmektedir.

Suudi Arabistan müdahaleyi Yemen hükümetinin yeniden tesis edilmesi, Husi ilerleyişinin durdurulması ve Suudi güvenliğinin korunması çerçevesinde savundu.

Bununla birlikte savaşın ağır insani sonuçları uluslararası kuruluşların temel gündemlerinden biri haline geldi. Birleşmiş Milletler, Yemen'deki çatışmanın siyasî çözümle sona erdirilmesi ve Yemen'in egemenliği ile toprak bütünlüğünün korunması yönündeki çağrılarını sürdürdü.

Bu aşamayla birlikte Suudi Arabistan'ın Yemen'deki nüfuz politikası yeni bir boyut kazandı. Daha önce dinî, ekonomik, diplomatik ve siyasî araçların önemli olduğu ilişkide artık doğrudan askerî güç de merkezi bir araç haline geldi.

Suudi Arabistan ve Yemen'deki Selefi silahlı gruplar

Yemen savaşının ilerleyen aşamalarında bazı Selefi kökenli silahlı gruplar da yerel güvenlik ve askerî yapılarda rol aldı.

Middle East Institute tarafından yayımlanan araştırmalar, özellikle Güney Yemen'de Suudi Arabistan'ın bazı Selefi silahlı aktörlerle ilişkiler geliştirdiğini ve bunun Riyad'ın yerel güvenlik stratejisinin bir parçası olduğunu ileri sürmektedir.

Bu gelişme Selefiliğin Yemen'deki dönüşümünü de göstermektedir. Dinî eğitim ve davet merkezli hareketlerin bazı unsurları, savaş koşullarında askerî ve güvenlik yapılarının içine dahil olmuştur.

Fakat bundan “Selefiler Suudi Arabistan'ın askerî gücüdür” sonucu çıkarılamaz. Yemen'deki Selefi çevreler oldukça parçalıdır ve farklı grupların Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen hükümeti veya yerel güçlerle ilişkileri birbirinden farklı olmuştur.

Suudi-İran rekabeti

Yemen savaşının bir diğer önemli boyutu Suudi Arabistan ile İran arasındaki bölgesel rekabettir.

Husilerin İran'la ilişkileri zaman içerisinde gelişmiş ve İran'ın Yemen'deki etkisi Suudi Arabistan açısından önemli bir güvenlik sorunu haline gelmiştir. Ancak Husi hareketinin ortaya çıkışını doğrudan İran tarafından yaratılmış bir proje olarak açıklamak, hareketin Yemen'deki yerel köklerini göz ardı eder.

Benzer şekilde Yemen'deki Selefiliği sadece Suudi Arabistan'ın dış politika aracı olarak görmek de aynı derecede indirgemeci olur.

Daha kapsamlı bir yaklaşım, Yemen'i yerel aktörlerin, Suudi Arabistan ve İran gibi bölgesel güçlerin ve uluslararası aktörlerin birbirleriyle etkileştiği çok katmanlı bir siyasî alan olarak değerlendirmektir.

Netice-i kelam

Selefilik, İslam'ın ilk dönemlerine dönüş fikrini merkeze alan geniş ve heterojen bir dinî yönelimdir. Tarihsel kökleri erken Sünni gelenekçiliğe kadar götürülebilse de modern Selefilik, Ahmed b. Hanbel, İbn Teymiyye ve Muhammed b. Abdülvehhab gibi farklı dönemlerin düşünürlerinin miraslarının modern siyasî ve toplumsal koşullarda yeniden yorumlanmasıyla şekillenmiştir.

Muhammed b. Abdülvehhab ile Muhammed b. Suud arasındaki ittifak, Selefi/Vehhabi düşüncenin Suudi devletinin oluşumuyla güçlü bir bağ kurmasına yol açmıştır. Ancak bu tarihsel bağ, bütün Selefiliğin Suudi devletinin ideolojisi olduğu anlamına gelmez.

Çağdaş Selefilik içerisinde sessizci, siyasî ve cihatçı yönelimler arasında önemli farklılıklar vardır. Bu farklılıkları göz ardı ederek bütün Selefileri aynı siyasî kategoriye yerleştirmek hem tarihsel hem de analitik açıdan sorunludur.

Yemen örneği ise bu çeşitliliğin yanı sıra dinî düşüncenin jeopolitik güçle nasıl kesiştiğini göstermektedir. Suudi Arabistan, Yemen'de uzun yıllar boyunca dinî eğitim, ekonomik yardım, siyasî ilişkiler ve kabile ağları üzerinden nüfuz oluşturmuştur. Selefi eğitim kurumlarının gelişimi bu nüfuzun önemli unsurlarından biri olmuştur. Dammaj bunun en belirgin örneklerinden biridir.

Ancak Yemen Selefiliği tamamen Suudi Arabistan tarafından yaratılmış değildir. Yemenli âlimler ve yerel toplumsal aktörler kendi dinî ve siyasî kimliklerini oluşturmuş, Selefiliği Yemen'in özgün tarihsel şartlarına uyarlamışlardır.

Suudi Arabistan'ın Yemen politikası da yalnızca mezhep veya din üzerinden açıklanamaz. Yemen'in Suudi sınırındaki konumu, Kızıldeniz ve Babülmendeb'e yakınlığı, sınır güvenliği, bölgesel güç dengesi ve İran'ın artan etkisi Riyad'ın politikalarında önemli rol oynamıştır.

Bu nedenle “Suudi yayılmacılığı” kavramı Yemen bağlamında kullanıldığında, doğrudan toprak ilhakından ziyade dinî, ekonomik, siyasî, diplomatik ve askerî araçlarla Yemen'deki nüfuz alanını koruma ve genişletme stratejisi anlamında ele alınmalıdır.

2015'te başlayan Suudi liderliğindeki askerî müdahale, bu politikanın en görünür aşamasını oluşturmuştur. Böylece Suudi-Yemen ilişkilerinde dinî ve siyasî nüfuz araçlarına doğrudan askerî güç de eklenmiştir.

Yemen'in bugünkü krizini ise yalnızca Selefilik, Zeydilik, Suudi Arabistan veya İran üzerinden açıklamak mümkün değildir. Yemen'deki çatışma; yerel iktidar mücadeleleri, Zeydi ve Sünni dinî gelenekler, Selefi hareketler, devletin zayıflaması, kabile siyaseti, Suudi Arabistan'ın bölgesel güvenlik politikaları, İran'ın Husilerle ilişkileri ve uluslararası müdahalelerin birbirine eklemlenmesiyle ortaya çıkmıştır.

Bu açıdan Yemen, modern Ortadoğu'da din ile siyasetin, yerel kimliklerle bölgesel rekabetin ve ideoloji ile devlet çıkarlarının birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini gösteren önemli bir örnektir.

Son tahlilde Yemen'deki Selefilik ne yalnızca Suudi Arabistan'ın bir “ihracat ürünü”, ne de Suudi dış politikasından tamamen bağımsız yerel bir olgudur.

Daha isabetli olan yaklaşım, onu Yemen'in kendi tarihsel ve toplumsal koşullarıyla Suudi Arabistan merkezli ulusötesi dinî ağların kesişiminde ortaya çıkan çok katmanlı bir hareket olarak değerlendirmektir.

Selam ve dua ile