08.03.2023, 19:29 36

ASRIN FELAKETİ

          Dr. Mehmet Sılay (Türk Kızılayı Ankara Şube Başkanı)

Bismillahirrahmanirrahim.

Allah’a hamdolsun Resulü’ne salat ve selam.

Ankara-Çukurambardaydık. Şükrü Can Kardeşimizin ısrarla çalan telefonuyla sabah namazından önce uyandırılmıştık. Kızılay Balgat Şube Merkezinde toplanacaktık.  Sebebini öğrendiğimizde şaşkınlığımız daha da arttı.

6 Şubat 2023 sabaha doğru Maraş’ın Pazarcık kazasının merkez olduğu 7.7 şiddetinde büyük bir deprem olmuş. Ülkemizin her yerinden duyulan bu büyük Sarsıntı daha ilk dakikalardan itibaren çok geniş bir alanda ağır tahribatlara sebep olmuş. Maraş, Hatay, Adıyaman ilçeleri ve köyleriyle birlikte ülke tarihinde hiç yaşamadığımız kadar ağır yıkıntılar arasında kalmıştık. Antep, Urfa, Osmaniye, Malatya, Diyarbakır, Adana, Kilis ve Elazığ ile birlikte On bir ilimiz bu asrın Felaketinden hissedar oldular. En ağır darbe de Antakya şehir merkezinde yaşanmıştı. Sonra Adıyaman, Malatya ve diğerleri.  

Ankara Valisi Vasip Şahin Bey, Varlık Mahallesindeki ek binasında topladığı bürokratlarıyla tarihi bir toplantı yapıyordu. GAMER, yani Ankara Valiliği Acil Durum ve Afat Yönetimi Kordinasyon merkezindeydik. Vali Beyle birlikte durum tespiti yapıyorduk ki Ankara’nın bütün bürokratları oradaydı, Bir telefon geldi; Ankara sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Musa Kazım Hocamdan. “ Neredesiniz ve ne yapıyorsunuz?” Diyordu. O da on beş dakika sonra GAMER’deydi. Birimiz Dörtyol birimiz de Kırıkhanlıydık. Boyutunu bilmiyorduk fakat Hatay yıkılmıştı ilk haberlere göre. Hısım akraba kavim - kardaş hepsi oradaydı. 

Vali Bey’den sonra Genel Müdürümüzü aradım. İbrahim Altan Bey, de aynı şeyi, bölgeye intikalimizi söylediler.

Hava soğuk ve yağmurluydu. Battaniye, ısıtıcı ve az miktarda gıda alarak hazırlandık.

Hemen bir arabayla hızla Hatay’a doğru yola çıkıyorduk. Niğde otobanında kar vardı ve çok trafik kazası gördük. İnsanlar büyük şehirlerden Deprem bölgesindeki yakınlarına yardıma koşuyordu. Yani ateş sadece düştüğü yeri değil, bütün milleti yakmıştı. 

Elbette Felaketin edebiyatı olmazdı. Ancak yaşadığımız tarihe not düşmek için, ibret ve ders almak için yaşadıklarımızı söylemek ve yazmak zorundaydık.  17 Ağustos 1999’daki Gölcük depremini hatırlıyoruz. Biz o zaman 4 doktor görevli olarak bölgeye gitmiştik.

Sağlık yardımları ile acil vakalara müdahalenin yanında, görüp yaşadıklarımızla ilgili notlar almaya başlamıştık.

Çok geniş bir alanı etkilediğini öğrendiğimiz felaketin yine notlarını alıp görüntüleri muhafaza etmeyi sürdürüyoruz. Biz milletçe tedbirimizi alalım ve daha az zarar görelim istiyoruz.

 Gölcük depreminin adına yüzyılın depremi demiştik. Dünyada Depremler yaşanmıştı. Bir Deprem kuşağındaki  Türkiye’de depremler vardı ve bir de gölcük depremi vardı.

Fakat Hatayda ve bütün ilçe ve köylerinde yaşanan bu sarsıntı ülkemiz için Asrın Depremiydi.

ASRIN DEPREMİ

 Şimdi herhalde aynı tedbirleri alıp yardımlarda bulunacağız. Aynı korku ve heyecanı yaşıyoruz. Tarihte Dünyada Depremler yaşandı. Türkiye’de depremler oldu. Ancak Bu asrın felaketiydi, bugüne kadar kırıp geçiren böyle bir sarsıntı görmemiş ve yaşamamıştık.  İlki Pazarcık’ta, dokuz saat sonrada ikincisi Elbistan merkezli deprem yaşandı. Birince sarsıntıda yıkılmayan binalar ikincisinde enkaza dönüştü. Artçı sarsıntılar hiç durmadan   hissediliyordu. Antakya’nın etrafında hiç durmadan Kendi fayı içinde 6 şiddetinde bağımsız depremler oluyordu. Defne ve Samandağında münferit sarsıntılar yaşandı Altınözü ilçesinin Kuseyr köylerinde toprak-kerpiç evler de yıkıldı. Altıncı gün de Arsuz açıklarında 5.1 şiddetinde bir deprem oldu. Sahildeki Arsuz oteli yıkılmış biri hanım değerleri otel personeli olan üç kişi hayatını kaybetti.

 Beş onda bir şiddetindeki sarsıntıda İskenderun Arsuz arasındaki 40 kilometrede hiç ezan-ı Muhammedî yok idi. Arkadaşlarımın teşvik ve yardımlarıyla Selahattin Eyyubi Kültür Merkezi Camisini kurmuştuk. Büyük bir cami idi. Şükür ona  hiçbir şey olmadı. Genç İmam Muhsin Hoca “ Lojmandaki bizim odada, bazı duvarlar çatladı çocukları bir korku yaşadığı için geçici olarak zemini sağlam olan Kurtbağı köyüne götürdüğünü söyledi.”

İkinci gün Payastan Antakya’ya kadar üç şeritli otoyolun tıkalı olduğunu gördük. Normalde yolumuz 45 dakika idi Fakat o konvoya katılırsak Antakya’ya 6-7 saate gidebilecektik.

Karar verdik sahilden Arsuz-Konacık-Işıklı üzerinden Çevlik ve arkasından Samandağına girdik. Deprem bu ilçemizi de vurmuştu. Fakat İstanbul ve Ankara belediyelerinden gelen yardım tırları ilçeye gıda ve battaniye getirmişlerdi. İhtiyaç sahipleri sıraya girip alıyorlardı.

Samandağı ile Antakya arasında yolun iki tarafında yıkılmış veya oturulamayacak kadar çatlak ve kırık sütunlarıyla binalar gördük.

Antakya merkezine girmiştik fakat her yolda yığınlar halinde enkaz vardı ve istediğimiz gibi gidemiyorduk. Arabadan indik. Artık yürüyerek Şehir merkezine doğru gidecektik.

Sanki adresler değişmişti. Tarihi binalar da çökmüştü. İl sağlık müdürlüğü binası, Valinin evi Eski Arkeoloji müzesi ve karşımızda Hatay Devletinin Parlamento binası yıkılmıştı.    

Asi nehri üzerindeki köprüden geçtik. Karşımızda Ulucami’nin sadece servi ağaçları vardı. Cami ve Vakfına ait olan Künefeciler çarşısı yer ile yeksan olmuştu.

Miladi 638’den beri Sahabe ve Aşerei Mubeşşereden+ Ubeyd ibni Cerrahın emaneti olan ve içerisinde Kur’an Kahramanı Antakyalı Habibi Neccarın kabrinin de bulunduğu ve Müslümanlar için Antakya Tarihinin sembolü olan Habibi Neccar Camii de yıkılmıştı.

Antakya Tarihi tuz-buz olmuştu. Avludaki ayakta kalan bir ağaca dayanıp dakikalarca göz yaşlarıma hâkim olamamıştım. Taş şadırvanı kenarında bir hanım bizden yardım istiyordu. Suriyeli sığınmacılardandı. Taş zemine uzatılmış ablasının cenazesi ve yanında iki çocuk cenazesi vardı. Lütfen defnedilsin diyordu. Geçen zabıtalarla görüştük ve Belediye görevlileri gelip almak üzere duyuruldu.

Antakya birinci derecede deprem bölgesidir. Antakya milattan sonra 50 yılında büyük felaket yaşamıştı. Hz. İsa efendimizin tebliğ için elçiler gönderdiği ANTAKYA-ANTİYOŞ 800.000 nüfuslu bir şehirdir.  Roma imparatorluğunun Asya kapısıdır. Bugünkü gibi yaşanan çok şiddetli depremde 250.000 insan ölmüştür.

Enkazdaki cesetleri kaldıracak insan sıkıntısı çekilmiştir. Arkasından Salgın hastalık da başlayınca insanlar şehirden ayrılmaya ve şehri boşaltmaya başlıyorlar. ilk helak olduğu zamandır. Herhalde ikinci helakı için de Tarihçiler 6 Şubat 2023 diyecekler. (1)

Hataya vardığımız ilk gün Dörtyol’da yağmur altında yapılan arama-kurtarma çalışmasına iştirak ettik. Enkaza girenler Lisanslı İtfaiye ve Jandarma erleriydi. Depremzede yakınları ve meraklılar susmuştu, yalnız görevli uzmanlar arada konuşuyorlardı. Açılan tünelin ağzındaki İtfaiye eri bir sedye istedi. Heyecanlanmıştık. Birbirimize yakın iki sıra olduk. Depremzede elden ele verilerik geldi. Baktım engelli bir hanım kardeşimizdi kurtulan. Sevindik Elhamdulillah dedik. Sonra vefat etmiş bir erkek cesedi geldi. İki saat çalışmadan sonra Musa Kazım beyin on yaşındaki yeğeni Zeyno ve arkasından iki saat sonra da 13 yaşında imam hatipte okuyan ablası Hayrunnisa kurtarılmıştı. Rektör bey ağlıyordu sevinçten. Bizimde gözlerimiz doluyordu. Kurtulan çocukları Dörtyol Devlet Hastanesi acilinde ziyaret ediyoruz. Allaha hamdettik ve bütün enkaz altındaki kardeşlerimize dua ettik.

          Gece saat 03 olmuştu. Bizim Arsuz yolu üzerinde en az zarar gören Yalıkent’teki küçük eve gittik. Ev sallanıyordu ama iki katlıydı. 360 haneden hiçbiri yıkılmamıştı. Dışarda yağmur yağıyordu. Hava çok soğuktu elektrikler kesilmişti her taraf karanlıktı ve sular da akmıyordu.

          Eve girerken bir artçı depremi hepimiz hissettik. Beş kişi beş odaya dağıldık. Sadece üzerimdeki ıslak paltoyu çıkarabilmiştim. Çorap, pantolon ve boyunlu kazağımla yatağa uzanabilmiştim.

          İnşaatı biten ve ibadete açılan Selahaddin Eyyubi minarelerinden yükselen Sabah ezanıyla uyanmıştık. Şükrü Can “abi az önce iyi sallandık ha1”dedi. Benim fark edemediğim sarsıntıyı meğer herkes duymuş. Elinde cep telefonuna gelen güzel haberleri Musa Kazım Hoca sevinçle paylaşıyordu. “Müjde arkadaşlar iki kişi daha enkazdan sağ kurtuldu!” 

          İskenderunda yeni apartmanlardan başka Pac meydanındaki eski çok katlılar, sahilde ve şehrin ortasında yine çok katlı binalar zarar görmüş yıkılmış veya oturulamaz hale gelmişti. Erenler, Gazioğlu, Eda ve Sahil Apartımanında Kenan İnan ve Sabahaddin Güvençli gibi iki hekim arkadaşımızı ve merhum Mehmet Binbayın iki oğlunu kaybetmiştik.

KIRIKHAN HASSA

İlk Ve Orta okulu okuduğum ve çocukluğumun geçtiği Kırıkhan halkının ve binalarının yarısını kaybetmişti. Babadan kalma Şıkşık Tepesindeki evimiz de yıkılmıştı. Biraderim Ömer o gün torunlarının yanında olduğu için muhtemelen hayatta kalabilmişti. Allah Bilir!

Toplanma alanlarındaki mahalle halkına elimizdeki Kızılay battaniyelerini dağıtıyoruz. Gündüz ve gece saat kaç olursa olsun bütün ilçeleri görüp Deprem Kordinasyon guruplarının ihtiyaçlarını öğrenmek istiyorduk. Kırıkhan’dan sonra Hassa ilçesine geçiyoruz. İlçe Deprem Kordinasyon başkanı Yozgat Valisiydi. İlçe Belediye Başkanı, jandarma komutanı ve İlçe Müdürlerin tamamı oradaydı. Yalnız Ankara Kızılay ilk iki gün toplam 52 TIR gıda, battaniye ve ısınma cihazlarıyla kışlık Mont-Bot, kıyafet ve ilaç taşıdık Elhamdulillah.

İlk İki gün içinde gelen yardım tırlarının yeterli olduğunu fazlasının Köylere taşındığını anlatıyor ve bize teşekkür ediyorlardı.

Nurdağı, İslahiye ve Hassa da Kırıkhan gibi Maraş’tan Antakya’ya uzanan Deprem Fayının tam üzerindeydiler. Bu dört ilçe harabeye dönmüştü.  

Israrla Hassa’ya da 1-2 tır gönderelim istedik.  Sakın dediler, koyacak yerimiz kalmadı. Biz doyduk arkadaş. Buraya her şey geldi çünkü Kızılay battaniye veriyordu. Isıtacak cihazlar veriyordu, gıda veriyordu, ilaç veriyordu, hepsi burada var.

Allah razı olsun dediler. Ama cesetleri defin için köylere ulaştırmakta zorluk çekmişler. Hassa Belediyesi köylere doğru yürümeye başlamış artık.

Biz de Hassadan artık ihtiyaç yok sevinciyle tekrar Kırıkhan’a dönüyoruz. Kırıkhan üzerinden geldik İskenderun’a Kızılay’ın Paşa Karaca Anadolu İmam Hatip Okulu avlusundaki dağıtımın yapıldığı merkeze dönüyoruz.

 Üçüncü günün sabahında yine Dörtyol’a uğruyoruz. Çünkü Dörtyol’un hastanesi sanki ilk gün kurulduğu gibi sapasağlamdı çok şükür.

 Erzin ilçemizde sarsıntılar hissediliyordu ama sağlamdı. Antakya Devlet Hastanesi yerle bir olmuştu. Kırıkhan Devlet hastanesi duvar ve kolonlardaki çatlaklar yüzünden tedbiren boşaltılmıştı. Keza benim yıllarca çalıştığım hastane de çökmüştü. Hatay ilinin hastaları için Dörtyol devlet Hastanesinin acil Kliniği bir can simidiydi. Doktorların çoğu bulunduğu Şehirden gönüllü olarak insiyatif kullanarak Sağlık Bakanlığıyla, Bakanlığın disiplini içinde gelmeye başladılar. İstanbuldan Biruni Üniversitesinden Dörtyol Devlet hastanesine gelen en küçük oğlum Mesrur Selçuk ile acil servisinde buluşuyoruz.

 Her ilçede tepe gibi yığılı çok katlı bina enkazının yanın kadar kurtarma araçları, vinçler yaklaşıyordu.  Bütün Türkiye genelde yardım için Deprem bölgelerine doğru özel arabalarıyla gidiyordu., bazıları da evlatlarını veya enkazdan kurtulanları alıp bölgeden çıkartmak için gidiyordu.

Uzmanlar enkaza yaklaşıyor sonra da dinleme cihazları ve Termal kameralarla sinyal alınan her köşeye domuz damı adıyla açılan tünellerde ümit, sabır ve heyecanla dalıyorlardı.  

Bir çocuğu veya kadını enkazın altından canlı olarak çıkarmayı başaran arama kurtarma erleri çok seviniyorlardı. Her enkazın altında Afad, lisanslı İtfaiye ve Jandarma erleri, madenciler ve eğitilmiş köpekleriyle gelen arama Kurtarma gurupları canla başla çalışıyorlar. Onlara minnettarız, yürekten müteşekkiriz.

Ancak plansız programsız bölgeye yardım için koşarak gelenler ikinci gün yardıma muhtaç oluyorlar. Çünkü Deprem bölgesinde açık lokanta, çayhane yok. Otel yok, tuvalet yok, hijyen yok. Artçı sarsıntılar gece-gündüz devam ediyor, Her kes korku içinde. Şimdi bir hafta boyunca kurtulanları Soğuktan, yetersiz beslenmeden ve muhtemel salgından Kurtarma zamanıdır. Korku şoku ve panikle dağılan psikolojik faktörleri tedavi ve rehabilite etme zamanıdır.

BİLİM NE DİYOR?

Bilimin açıklama ve aydınlatmaları başımız üzere. Deprem Bilimciler ve Jeofizik Mühendisleri bizlere Depremin oluşmasında Tektonik ve Volkanik sebepleri anlatıyorlar.

Nasıl bir Deprem diyoruz?

Şiddeti, Enerji boşalımı parametresine göre Pazarcık’ta 7.7, dokuz saat sonrada buraya sadece 30 km. uzaklıktaki Elbistan’da 7.6 çok şiddetli iki deprem diyorlar. Yer yüzüne 7 km yakın ve toplam 103 saniye gibi uzun süren güçlü bir sarsıntı yaşadık.

Ancak son iki asırda Türkiye’de şiddeti 7’nin üzerinde 13 deprem yaşamıştı.

İnsanlarda bir panik atak vardı. Evi yıkılmış, işini ve eşini kaybetmiş, saatler sonra molozların arasından yaralı bereli çıkabilmiş bir insan bir süre Tedaviye ve Pisikoterapiye muhtaç olacaktır. Bugün yalnız Ankara’da 250 bin Depremzede vardır. Misafirhaneler, lojmanlar, dayalı-döşeli evler veya kurumların misafirhaneleri Depremzede kardeşlerimizi ağırlamaktadır.

Depremde Şehit olanlarımıza gani rahmetler, Depremzede kardeşlerimize de Sağlık ve Selametler dileriz.     

  1. Depremin fizik açıklamasını Jeofizik mühendisleri bilimsel olarak açıklıyorlar. Yeri, zamanı ve kaç şiddette olacağını bilmiyoruz. Fizik izah gibi metafizik izah da bilmiyor.
  2. Depremin Metafizik izahını Celaleyn Tefsiri ve Fahreddin Razi Tefsir-i Kebirinde anlatmaktadır.

Kur2anın kalbi olan Yasin-i Şerifin 2. Sayfasında yaşanan coğrafya Antakya’dır.

Tarihi Diyalog Paganistlerle Hz. İsa efendimizin gönderdiği İki elçi ve İlk Antakyalı Muvahhit Habibi Neccar arasında geçmektedir.

Antiyoş-Antakya’ya gönderilen elçiler Pavlus-Yuhanna yahut Yahya ve Yunus diyalog sonucu öldürülmek üzereyken ve çevresindeki insanlar korkuyla kaçışırken Şehrin uzak bir mahallesinden bir yiğit koşarak gelir. O adam Antakyalı muvahhid Habibi Neccardır.

Elçilerden yana konuşur. Onları korumak, kurtarmak ister.

Bu sefer de Diyalog Paganistlerle Habibi Neccar arasında başlar ve Habibi Neccar Linç edilir. Ona İlahi nidaile “Cennete Gir” denildi. Ona Cennetteki Makamı gösterildi. Makamını gördü ve azgın Katillerine acıdı. “Keşke hemşerilerim Allah’ın beni ne büyük ikramlarla Mükafatlandırdığını bir bilselerdi. Dedi (Bakara 26-27) Habibi Neccar ve Elçilerin O elçiler Yahya-Yunus ve Hz. İsa Efendimizin süt kardeşi Şem’unus Safa’dır- linç edilmesinden sonra üçüncü sayfanın ilk iki Ayetinde bir İlahi öfke okunur. ” Onların üzerine Gökten bir Ordu indirmedik, indirecek de değildik. Bir tek Sayha ile Helak oldular” (28-29)

           3. Habibi Neccar Camii yıkılmıştı. Ankara’ya döndüğümde bir vali beye onun fotoğraflarını göndermiştim. Ercan Topaca beye, Hatay’da valilik yapmıştı. Onunla da konuşamadık. Böyle haberi verdim. 5 dakika karşılıklı yani gözyaşıyla konuşabildik, “inşallah o yaptığınız Selahattin Eyyubi Kültür Merkezi Camisi gibi dernek kurmadan bu Camiyi birlikte yapacağız inşallah1” dedi. Habibi Neccar orada Ulu Cami orada. Hepsini yapmak nasip olacak inşallah

Yorumlar (0)
sanalbasin.com üyesidir
18
açık
Namaz Vakti 26 Şubat 2024
İmsak 05:48
Güneş 07:08
Öğle 12:57
İkindi 16:05
Akşam 18:36
Yatsı 19:50
Puan Durumu
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P
Whatsap İhbar Hattı