Cennet mekân Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocam sayesinde uzun yıllardır siyonizmin planlarından haberdarız. Ülkemizdeki sorunlarla bizi oyalarlarken bu sorunların asıl kaynağının siyonistlerin binlerce senelik arz-ı mevud hayallerine ulaşmak için ördükleri taşlar olduğunu öğrendik. Bunları milletimize anlattığımızda zaman zaman bize “Amaaaan sizde” denildi, dini temellere de dayandırdığımız için “yobazsınız”, “gericisiniz” denildi, hatta öyle bir raddeye geldik ki algı yönetimi ile “dış güçlerin oyunu” cümlesi bile espri haline getirilip içi boşaltıldı. Geldiğimiz noktada tabiri caiz ise az gittik uz gittik dere tepe düz gittik vardığımız yer yine Erbakan Hocamın anlattığı yer oldu.
Erbakan Hocam her konuşmasında bu planları deşifre etti, son nefesine kadar bunları tekrar tekrar anlatmaktan vazgeçmedi, tüm icraatlarını bu hain planları görerek ve bu planları alt üst ederek gerçekleştirdi. Gerçek manada, kendisini destekleyenlerin de desteklemeyenlerin de Hocası oldu, dünyayı anlamamızı, at gözlüklerinden kurtulmamızı sağladı. Bunu kimi zaman şefkatle kimi zaman masaya yumruğunu vurarak yaptı. Kendisinin her sözünden her davranışından çıkardığımız ve halen de çıkaracağımız çok ders var.
Erbakan Hocam 1996’da Başbakan olduğunda ilk yurt dışı ziyaretini İran’a yapmıştı, 1997’de İran’ın da yer aldığı D-8’i kurmuştu. Hem Müslümanların bir ve beraber olması gerekliliğini hem de sınır komşumuz olan İran’ın önemini sadece sözle değil eylemsel olarak da göstermişti.
BOP’un aslında BİP (Büyük İsrail Projesi) olduğunu idrak etmemizi sağlamıştı. Arz-ı mevud hayaliyle yanıp tutuşan siyonistlerin Irak, Suriye ve İran, sonrasında da Türkiye’ye saldırma emelinde olduğunu, nasıl adımlar atacağını, etnik unsurları nasıl kandırıp kullanacağını görür gibi bize anlatmıştı. Şu anda bize anlatılanları izliyoruz. İzliyoruz diyorum çünkü bilmek yetmez durdurmak için ciddi adımlar atılması gerekirken hiçbirini atmıyoruz.
Artık iktidar, ana muhalefet ve diğer tüm partiler İran’dan sonraki hedefin Türkiye olduğunu açıkça söylüyorlar. Buna rağmen kurulan hain planları görmezden gelip İran’a saldırılmasını tasvip edip kendilerince bahaneler uyduran ve kendilerine karşı çıkanları “İrancı”lıkla suçlayan içimizdeki “Amerikancı”larla uğraşmamız gerekiyor. Zamanında FETÖ’de böyleydi, Müslümanlara zulmeden ABD’ye toz kondurmazlarken İran’ı kötülemek onların baş görevlerinden biriydi.
İran İslam Cumhuriyeti adından da anlaşılacağı üzere(!) Müslüman bir ülke. İran’da Şia’dan sonra ikinci sırada Ehl-i Sünnet mezhebi yer alıyor. Nüfusunun yaklaşık %30’u Azeri. Yani hem dini hem milli yönden bağlarımız var.
Siyonistler ve Hristiyan siyonistler (evanjelistler) “Ehl-i kıble tekfir edilmez” inancını bir kenara bırakmamız için ayrılıkçı söylemler üretip ülkemize ihraç ediyorlar. Şu anda devam eden İran’a yapılan hain saldırıları bu tür söylemlerle haklı bulanlar, destekleyenler var. Gazze’deki gibi bebeklerin ve çocukların da bu saldırıların hedefinde olması, kız okullarında minicik yavruların katledilmesi fikirlerini değiştirmiyor. İçimizde olan hainler ve gafiller tarihten bugüne hep oldu ve olmaya da devam edecek.
Hedef tahtasında olduğu aşikâr olan ülkemizin Türkiye Cumhuriyeti olarak yaklaşımı bölgedeki hesapları değiştirecek nitelikte lakin güçlü bir çıkış ve tepki göremiyoruz. Halen İncirlik Hava Üssü’nü NATO adı altında ABD’nin kullandığı kelime oyunları ile saklanıyor. Milli Savunma Bakanlığı, "İncirlik bir Türk üssüdür. Üzerindeki tüm tesisleri ile birlikte mülkiyeti Türkiye Cumhuriyetine aittir.” diye açıklama yapıyor. Halbuki şu anki iktidarın Irak işgalinde ABD’ye sırf İncirlikten 4990 sorti yaptırmasını unuttuğumuzu mu zannediyorlar? 1. Dünya Savaşına katılmamızın sebeplerinden biri de Alman savaş gemileri Goeben ve Breslau’nun, İngiliz donanmasından kaçarak Çanakkale Boğazına sığınması, Osmanlı Devleti’nin bu gemileri satın aldığını ilan etmesi ancak gemilerin Osmanlı sancağı altında Almanya’nın emriyle hareket etmeye devam etmesiydi. İncirlik için yapılan açıklamaya tarihten bir ders olmasını temenni ediyoruz.
“Tek millet, iki devlet” olduğumuz kardeş Azerbaycan ve bizim topraklarımıza düşen füzelerin kendileri tarafından atılmadığını ısrarla söyleyen İran’a karşı sert açıklamalar devam ediyor. (Kaldı ki Gazze soykırımında Azerbaycan’ın ne yazık ki şu anda İran’a da saldıran İsrail’i desteklediğini de unutmayalım) İran diğer ülkelere attığı tüm füzeleri kendisinin ateşlediğini söylerken, bunları niye inkâr etsin? Deşifre olmuş hain planlarına rağmen siyonistlerin sahte bayrak (false flag)* kandırmacasına gelmememiz gerekiyor. Ülkemize yöneltilen ve imha edilen 3. füze 13 Mart’ta Adana’daki İncirlik Üssüne yöneltilmişti. 9 Mart’ta ise ABD Türkiye Büyükelçiliği, Adana’daki Başkonsolosluğun faaliyetlerinin askıya alındığını duyurmuş ve acil durum dışındaki konsolosluk personeli ve ailelerinin konsolosluğu terk etmelerini istemişti. Görünen o ki terk etmeleri beklenmiş!
Türkiye İran’a karşı “Türkiye’ye yapılacak bir saldırının 32 üyeli NATO ittifakına karşı yapılmış bir hamle olarak değerlendirileceği” uyarısında bulundu “Türkiye’ye saldırmak NATO’ya savaş açmaktır” dedi. Bu söylem siyonistlerin avuçlarını ovuşturup beklediği çok tehlikeli bir söylem, NATO’nun bu savaşa dahil olması en çok ABD ve İsrail’in işine gelir. Çünkü Avrupa’nın kendilerini yalnız bıraktığı ABD ve İsrail bu savaşın yükünü taşımak istemiyor, Körfez ülkelerini dahi İran’a karşı savaşa katılmaları için tehdit ediyorlar.
İspanya başta olmak üzere Avrupa’daki ülkeler bu savaşa katılmayacaklarını hatta uluslararası hukuka aykırı olduğunu açıkça ilan ediyorlar. Sömürgeci ülkelerin başında gelen İngiltere, Fransa ve İtalya bile bu savaşa girmiyor. İspanya ülkesindeki ABD üslerinin İran’a yönelik saldırılarda kullanılmasına izin vermeyeceğini ilan etti, İsrail büyükelçisini geri çekti ve diplomatik temsilini maslahatgüzar seviyesine düşürdü.
Türkiye de savaşı başlatan ve kendisini İran’dan sonraki hedef tahtasına oturtmuş olan İsrail ve ABD’ye karşı gerekli açıklamaları en sert şekilde yapmalı, savaş suçları ile ilgili gerekli hukuki girişimlerde bulunmalı, ABD ile tek taraflı hale gelmiş olan müttefikliğini sorgulamalı, İsrail ile diplomatik ve ekonomik tüm ilişkilerini kesmelidir. Aksi halde celladına âşık olmuş bir ülke olarak sürüklenmeye devam ederiz.
(*False flag (sahte bayrak) terimi, uluslararası ilişkiler, askeri stratejiler ve istihbarat dünyasında sıklıkla karşılaşılan bir kavramdır. Temel olarak, bir eylemin veya operasyonun gerçek sorumlusunu gizleyerek, suçu başka bir tarafın üzerine yıkmak amacıyla gerçekleştirilen aldatıcı faaliyetleri ifade eder. Bu tür operasyonlar, kamuoyunu manipüle etmek, belirli bir gündemi meşrulaştırmak veya bir çatışma için gerekçe yaratmak gibi çeşitli amaçlarla kullanılabilir.)