Abdurrahman Dilipak: Devleti tek kişinin iradesine bağlarsanız...

Abdurrahman Dilipak, bugünkü yazısında, "Devleti de tek kişinin iradesine bağlarsanız bu ister istemez, tek parti örneğinde olduğu gibi tek parti ve tek adam rejimi olacaktır." dedi.

GÜNDEM 16.10.2021, 09:35
3
Abdurrahman Dilipak: Devleti tek kişinin iradesine bağlarsanız...
Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, “Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak” sloganında gizli bugünkü sorunlar. Aslında hepsi devletin içinde mündemiç. Devleti de tek kişinin iradesine bağlarsanız bu ister istemez, tek parti örneğinde olduğu gibi tek parti ve tek adam rejimi olacaktır. O iradeyi eleştiremez, sorgulayamaz, onun iradesinin aksine, o öldükten sonra bile bir işlem yapamazsınız.” dedi.
Gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak, bugünkü “Sivil, siyasal, STK vs.” başlıklı yazısında eleştirilerde bulundu. Dilipak, “Devlet bugün bizde, bu “tek”çi anlayışla, servet, silah ve iktidarı elde etmenin ötesinde, yasama, yürütme, yargıyı kontrolle de yetinmiyor, devletin içindeki bir takım unsurlar STK, medya, cemaat yapıları, hatta yerli ve yabancı derin devlet unsurları üzerinden Mafioz ilişkilerin içine sürüklenmekteler. “Kaset ve Belge” tartışmalarının arkasında yatan gerçek bu.” diye yazdı.
Dilipak’ın yazısı şöyle:
“Sanırım biz en büyük yanlışı, sivil-siyasal dengesini bozmakla yaptık. Siyaset her şeyi sünger gibi içine çekince, denge filan da kalmadı. Denge yoksa zaten adalet de olmaz.
Bu Kemalizm’in zaafı idi, darbe dönemlerinde de hep aynı yanlışlar oldu, daha sonraki dönemlerde de. Aslında batı demokrasilerinde, gücün tek elde toplanmaması için “yasama, yürütme, yargı” birbirinden bağımsız, üç ayrı yapı idi. Başkanlık sistemi ile biz bunun gerçekleşeceğini zannederken tam tersi oldu.
Toplumdaki “karizmatik lider” arayışı, her şeyi tek kişiye bağladı. Bu yapılarda din tek kişiye bağlanınca o kişi kutsal bir kimlik kazanıyor. Eş zamanlı devlet de kutsanıyor. Aslında Westfalya Anlaşması, ulus devlete geçerken, bu kutsal devlet ile seküler devletin arasındaki çatışmayı sonlandırmak, ruh ve beden ikilemini bir dengeye kavuşturmak, paylaşım ve işbirliği için yapılmıştı. Laiklik bu şekilde, yine meşruiyetini İncil’den alan bir kurum olarak hayat buldu. Tapınakçılarla Masonlar arasındaki ilk ayrışma da bu şekilde ortaya çıktı.
İslam Dualist bir inanca sahip değil. Vahdet söz konusu. Vahdetin kendi içinde sorun çözücü ve düzenleyici birçok kavramı ve kurumu var. İslam toplumunu Hristiyan batının kalıplarına sokmaya çalışınca olan oldu. Bana kalırsa o “tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak” sloganında gizli bugünkü sorunlar. Aslında hepsi devletin içinde mündemiç. Devleti de tek kişinin iradesine bağlarsanız bu ister istemez, tek parti örneğinde olduğu gibi tek parti ve tek adam rejimi olacaktır. O iradeyi eleştiremez, sorgulayamaz, onun iradesinin aksine, o öldükten sonra bile bir işlem yapamazsınız.
Bu aklın gölgesi altında bugün yaşadıklarımızı düşünürseniz ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Kulağa hoş gelen ama kavramsal olarak içi boş sloganlarla bir yere kadar gidilir. Tek devlet diyoruz da, AB’ye girmek istiyoruz. Geçmişimizde Hilafet Birliği var, Doğu Roma Birliği var, Osmanlı Milletler Topluluğu var, Ortodoks birliği var. Tabi biz mesela Hilafet ve Ortodoks birliğini bir devlet olarak düşünmüyoruz. Oysa Katolikler için Vatikan ayrı bir devlettir. Zaten laiklik dediğiniz şey de bir Katolik aklının ürünüdür. Protestanlar Seküler’dir. Ortodokslarda kutsal olan Patrik değil, kilise konsülüdür. Bizantinist anlayışta Patrikle birlikte imparator da kilise adına takdis edilir.
Bizim İslam dünyası olarak halimiz, ne dini ne tarih, ne ahlak ne hukuka, ne de hayatın gerçeklerine uyar. İran’ı da böyle, Saudia’sı da, Türkiye’si de, Malezya’sı da. Bu kafa ile de bu sorunları çözemeyiz. Buna bugünkü siyaset, cemaat yapısı, tek parti zihniyeti, akademi mani. Böyle birbirimizi yer gideriz. Bizim münevverimizin de, aydınımızın da hali malum. sufiler siyasete, siyaset de sufilere bulaşınca neler olduğunu gördük. 
Devlet bugün bizde, bu “tek”çi anlayışla, servet, silah ve iktidarı elde etmenin ötesinde, yasama, yürütme, yargıyı kontrolle de yetinmiyor, devletin içindeki bir takım unsurlar STK, medya, cemaat yapıları, hatta yerli ve yabancı derin devlet unsurları üzerinden Mafioz ilişkilerin içine sürüklenmekteler. “Kaset ve Belge” tartışmalarının arkasında yatan gerçek bu.
Sanırım asıl sorun sivil-siyasal ilişkisinde. Dini hiyerarşi zaten bir diğer sorunlu bir alan. Din, İslam açısından Diyanet üzerinden çok büyük ölçüde devletin hiyerarşik yapısı içinde ve kontrolünde. Dini eğitim de öyle. Dini vakıflar da aynı şekilde büyük ölçüde devletin tasarrufunda. Devletin kontrolü dışındaki alan gibi gözüken alan da yine vakıf ve dernek gibi örgütlere bağlı gibi gözükse de, bunlar da illegal şekilde siyasi partiler üzerinden devletle ilişkilendirilmiş durumdalar. Alevi gelenekten gelenler, CHP, Sol ve Sosyalist partilere yakın dururken, diğer cemaatler sağ iktidarlara yakındır ve hatta birçok alanda iç içelik söz konusudur. Kalkancı örneğinde olduğu gibi, “derin devletin kontrolündeki tarikatlar”dan söz etmek de mümkündür. Bir de uluslararası sistemin kontrolünde dini örgütlenmelerden söz etmek mümkün. Özellikle yabancı kilise okullarının bu anlamda tarihi Tanzimat’a kadar gider. Tarikatı olan partiler ve partisi olan tarikatlar da var. Bu yapı, din, ahlak, hukuk disiplinlerinin dışına çıktığında, aslında birbirine destek için birlik oluşturdukları bu yapılar sonuçta birbirinin üzerine devrilir ve süreç içinde varlık ve meşruiyetlerini kaybederler. Madden içlerinden birileri güçlenmiş olsa da, manen hepsi zarar görür. Varlık ve meşruiyet temellerinden uzaklaşırlar. Sağda da solda da bugün bunu görüyoruz. Bu gayrimeşru ilişkilerden meşru bir sonuç beklemek mümkün değildir. Kem alat ile kemalat olmaz.
Bakın, sivil olmak, asker olmamak değil, sivil olmak, siyasal olmamak demektir. Sivil ve siyasal toplum tanımını ben yapmadım. Bu tanım Katolik bir toplumda, seküler ve laik düşünce ikliminde, cumhuriyetçi, ulus devlet aklının ürünü, siyasete karşı toplumun kendi geleceğini özgürce belirleme iradesine dayalı bir arayışın ürünü olarak, nasıl batı düşüncesinde sermayeye karşı emeğin sahibinin sendikalaşması denge için bir çözüm olarak öne çıkartılmışsa, politik topluma karşı sivil toplum bir denge unsuru olarak öne çıkartılmıştır. İşte tam da burada politik toplumun, sivil toplumu ele geçirmesi, onu kendi arka bahçesi olarak kullanması ile bu denge kayboluyor ve savrulma kaçınılmaz oluyor.
Bugün her partinin arka bahçesinde vakıf da var, dernek de, oda da var artık, sendika da. Bu politik anlamda “cinsiyetsiz bir toplum”un hayat bulmasına sebep oluyor. Mesela memur sendikası sivil toplum örgütü değil, “Demokratik kitle örgütüdür”. STK’lar siyasallaşınca, tabi ne vakıf kalıyor, ne dernek. Hal böyle olunca medya da “parayı verenin çaldığı düdük”e dönüşüyor. Sahibinin sesi oluyor. Hatta tetikçiliğe başlıyorlar, trolleşiyorlar. STK ve medya ele geçirilince cemaat denen yapılar da buharlaşıyor, kendi özüne yabancılaşıyor.
“Yeni Normal” dönemde, Allah korusun, böyle giderse ne sivil, ne siyasal kalacak zaten. Covitokrasi döneminde sivil ve siyasal toplumun nasıl savrulduğunu gördük. Medya, mafya, sermaye, siyaset, bürokrasi, cemaat, bilim, sanat hepsi birbirine karıştı. Hatta kim kimdir belli olmuyor bazen. Herkesin birden fazla cinsiyeti var sanki! “Toplumsal cinsiyet” olayında da öyle değil mi idi.
Aslında başka bir dünya, başka bir medeniyet mümkün. Sivil-siyasal ayırımı olmadan da, adalet, barış, özgürlük sağlanabilir. Biz buna “Darusselam” diyoruz. Ama o toplum nerede!? Yoksa babamız peygamber olsa gelse (Ki artık peygamber gelmeyecek) biz kendimizi değiştirmeden Allah bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecek, aksine işlerimizi sarp dağlara sardıracak. İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden büyük acılar yaşayacağız, eğer haksızlığa, zulme, sömürüye “hayır” diyemiyorsak! Unutmayalım ki biz, âlemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmetiyiz ve yeryüzünden hesaba çekileceğiz. Selam ve dua ile.”

Yorumlar (0)
Namaz Vakti 07 Aralık 2021
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 15 39
2. Konyaspor 15 27
3. Fenerbahçe 15 27
4. Hatayspor 15 26
5. Başakşehir 15 25
6. Alanyaspor 15 24
7. Galatasaray 15 23
8. Karagümrük 15 22
9. Beşiktaş 15 21
10. Adana Demirspor 15 20
11. Sivasspor 15 19
12. Giresunspor 15 19
13. Kayserispor 15 19
14. Altay 15 18
15. Antalyaspor 15 18
16. Gaziantep FK 15 18
17. Göztepe 15 14
18. Öznur Kablo Yeni Malatya 15 14
19. Kasımpaşa 15 11
20. Rizespor 15 10
Takımlar O P
1. Ankaragücü 15 30
2. Erzurumspor 13 28
3. Ümraniye 14 27
4. Eyüpspor 14 27
5. Bandırmaspor 14 25
6. Samsunspor 14 22
7. Tuzlaspor 13 21
8. İstanbulspor 14 20
9. Kocaelispor 14 20
10. Gençlerbirliği 14 20
11. Boluspor 14 19
12. Adanaspor 15 19
13. Menemenspor 14 18
14. Bursaspor 14 17
15. Manisa FK 15 17
16. Denizlispor 14 15
17. Ankara Keçiörengücü 14 14
18. Altınordu 15 13
19. Balıkesirspor 14 7
Takımlar O P
1. Man City 15 35
2. Liverpool 15 34
3. Chelsea 15 33
4. West Ham 15 27
5. Tottenham 14 25
6. M. United 15 24
7. Arsenal 15 23
8. Wolverhampton 15 21
9. Brighton 15 20
10. Aston Villa 15 19
11. Leicester City 15 19
12. Everton 15 18
13. Brentford 15 17
14. Crystal Palace 15 16
15. Leeds United 15 16
16. Southampton 15 16
17. Watford 15 13
18. Burnley 14 10
19. Newcastle 15 10
20. Norwich City 15 10
Takımlar O P
1. Real Madrid 16 39
2. Sevilla 15 31
3. Real Betis 16 30
4. Atletico Madrid 15 29
5. Real Sociedad 16 29
6. Rayo Vallecano 16 27
7. Barcelona 15 23
8. Valencia 16 22
9. Athletic Bilbao 16 21
10. Osasuna 16 21
11. Espanyol 16 20
12. Mallorca 16 19
13. Villarreal 15 16
14. Celta de Vigo 16 16
15. Granada 15 15
16. Elche 16 15
17. Deportivo Alaves 15 14
18. Cádiz 16 12
19. Getafe 16 11
20. Levante 16 8
Whatsap İhbar Hattı