Hayatın estetiği, benzerlikte değil, farklılıkların yan yana yaşayabilmesindedir.
Bir bahçeye yalnızca güller dikerseniz, bir süre sonra o güzellik dahi tekdüzeleşir.
Oysa papatyanın mahcubiyeti, yaseminin kokusu, lavantanın dinginliği ve gelinciğin başına buyruk kırmızısı birbirini eksiltmez; bilakis tamamlar.
İnsanlar da böyledir.
Her insan, bu dünyaya kendine özgü bir cümle söylemek için gelir.
Aynı dili konuşsak dahi aynı kelimeleri farklı acılarla söyleriz.
Aynı gökyüzüne baksak bile başka yıldızları fark ederiz. Zira bizi birbirimize benzeyen yüzlerimiz değil, birbirimizden ayrılan hikâyelerimiz zenginleştirir.
Tek renk güven verir belki. Lakin umut vermez.
Umut, bilinmeyen renklerden doğar.
Bir musiki tasavvur ediniz. Tüm enstrümanlar keman olsaydı, orada musiki değil, yalnızca ses olurdu. Kemanın güzelliği flütün nefesiyle, ud'un hüznüyle, vurmalının ritmiyle ortaya çıkar.
Hayat dahi böyledir. Farklılıkların susturulduğu yerde düzen kurulabilir; lakin ahenk kurulamaz.
Ne yazık ki insan, çoğu zaman kendi rengini korumak için başkasının rengini silmeye çalışır.
Oysa ışık, renkleri yok ederek değil, onların üzerine düşerek güzelleşir.
Beyaz dediğimiz şey bile, bütün renklerin birlikte var olmasının sonucudur.
Belki de olgunluk denilen, kendine benzeyeni sevmek değil; kendine benzemeyenin de yaşayabileceği bir dünya bırakabilmektir.
Zira hakikat, tek bir aynaya sığmayacak kadar büyüktür. Her insan onu başka bir açıdan görür. Biz o aynaları kırdıkça sadece kendi imkânımızı küçültmüş oluruz.
Bir gün, ardımızda bırakacağımız en değerli mirasın aynı düşünceyi paylaşan insanlar değil, birbirini incitmeden farklı kalabilen insanlar olduğunu anlayacağız.
Her insan, bu dünyaya kendine özgü bir cümle söylemek için gelir.
İnsan, çoğu zaman birliği yanlış yerde arar. Aynı yüzlerde, aynı cümlelerde, aynı düşüncelerde...
Oysa hayat, bize her sabah tam tersini gösterir. Güneş, yalnızca dağları aydınlatmaz; denizi de, çölü de, dikeni de, gülü de aynı ışıkla selamlar.
Işık, hiçbir şeyi kendisine benzetmez. Sadece görünür kılar.
Belki de hakiki birlik budur.
Aynılık, kolaydır. Bir kalıp yaparsınız, herkesi içine yerleştirmeye çalışırsınız. Lakin hayat, kalıpları sevmez. Zira her insan, kendisine verilmiş eşsiz bir sırla doğar.
Kimi merhametin dili olur, kimi cesaretin, kimi sabrın, kimi de adaletin...
Birinin eksik bıraktığını diğeri tamamlar. Bu yüzden insan, tek başına bir cümle değil; belki büyük bir kitabın yalnız bir satırıdır.
Bir rengin diğerine üstünlüğü yoktur. Maviyi güzel yapan gökyüzü değildir sadece; yanında beliren beyaz buluttur. Sonbaharın sarısı, ilkbaharın yeşiline düşman değildir.
Mevsimler birbirini yok ederek değil, birbirine yer açarak zamanı olgunlaştırır.
Biz ise çoğu zaman farklı olanı yok etmeye çalışıyoruz. Oysa belki de düzeltilmesi gereken, farklılığa tahammül edemeyen bakışımızdır.
Varlık, tek sesli değildir. Aynı hakikatin sayısız yankısı vardır. Her gönül onu kendi kabı kadar taşır; hiçbir kap denizi içine alamaz.
İnsan, elindeki avuç dolusu suyu denizin tamamı sanmaya başladığında, susuzluk işte o zaman başlar.
Olgunluk, kendi rengini kaybetmek değildir; kendi rengini mutlak renk zannetmemektir. Kendi penceresinden gördüğü gökyüzünün gerçek olduğunu bilir insan, ama gökyüzünün yalnızca gördüğü kadar olmadığını da...
Bu yüzden en derin tevazu, "Ben hakikate sahibim." demek değil; "Hakikat beni de içine alan sonsuz bir alemdir." diyebilmektir.
İnsanlar farklı oldukça hayat eksilmez; çoğalır. Tıpkı tek bir notanın müzik olamaması gibi, tek bir rengin de tablo olamaması gibi...
Güzellik, benzerlikten değil; uyumdan doğar.
Her insan, bu dünyaya kendine özgü bir cümle söylemek için gelir.
Kendimize benzeyeni sevmek kolaydır; kendimize benzemeyeni anlamaya çalışmak ise ahlaktır. Zira anlayış, sevgiden önce gelir.
Anlamadığımızı koruyamayız; tanımadığımızı hakkıyla sevemeyiz.
Hayat bana şunu öğretti: İnsan, kendi rengini kaybetmeden başkasının rengini seyredebildiği ölçüde olgunlaşır. Güçlü olmak, herkesi kendine benzetmek değildir; farklılıkların arasında kendi hakikatini kaybetmeden yaşayabilmektir.
Belki de insanlığın en büyük medeniyeti, herkesin aynı düşündüğü bir dünya değil; farklı insanların birbirini korkuyla değil, hayretle karşıladığı dünyadır.
Çünkü hayret, hikmetin kapısını açar; korku ise onu kapatır.
Renklerin birbirine karışmadığı ama birbirini de soldurmadığı bir dünya... Belki de huzurun en gerçek tarifi budur.
Zira her insan, bu dünyaya kendine özgü bir cümle söylemek için gelir.
Selam ve dua ile
Next