Toplumlar ancak değişerek yaşayabilirler. Değişime direnmek, donuklaşmayı, kimliksiz değişim ise köksüzleşmeyi beraberinde getirir.
İnsanlık tarihi boyunca kalıcı medeniyetler, geçmiş ile gelecek arasında denge kurabilenler olmuştur.
Bu zaviyeden bakıldığında Mustafa Kemal Atatürk’ün inkılapçılık ilkesi ile İslam düşüncesindeki tecdid ve ıslah geleneği arasında dikkat çekici benzerlikler bulunmaktadır.
Her iki yaklaşım da geçmişi bütünüyle reddetmeyi değil, onu yeniden yorumlayarak geleceğe taşımayı amaçlar.
İslam Düşüncesinde Tecdid Geleneği
İslam medeniyetinde yenilikçilik, Batı dillerindeki anlamıyla köksüz bir "yenilik" değil, asli ilkelerin değişen şartlar altında yeniden yorumlanması olarak anlaşılmıştır. Bu anlayışın temelinde "her çağın kendi meselelerini çözebilmesi" fikri yer alır.
Bu damarın ilk büyük örneklerinden biri Ömer bin Hattab'dır. Hz. Ömer, Kur'an ve sünnetin ruhuna bağlı kalırken yeni toplumsal şartlar karşısında cesur içtihatlar geliştirmiştir.
Kıtlık döneminde hırsızlık cezasının uygulanmasını askıya alması, fethedilen toprakların gaziler arasında dağıtılmayıp kamu mülkiyetinde bırakılması gibi kararları, metnin lafzından çok adalet ve kamu yararı ilkesini önceleyen bir yaklaşımın örnekleridir. Bu tavır, değişen şartlar karşısında değişmeyen amacı koruma çabasıdır.
Daha sonraki dönemlerde Ebu Hanife, aklî muhakemeye ve kıyasa verdiği önemle yeni meselelerin çözümünde dinamik bir hukuk anlayışı geliştirmiştir.
İbn Rüşd ise akıl ile vahyin uyumunu savunarak düşünsel yenilenmenin önünü açmıştır.
Modern dönemde ise tecdid fikri daha belirgin hale gelmiştir.
Cemaleddin Afgani, Müslüman toplumların gerilemesinin sebebini dinin kendisinde değil, düşünsel durgunlukta görmüştür. Muhammed Abduh, içtihat kapısının fiilen kapanamayacağını savunmuş ve İslam'ın modern dünyayla uyumlu şekilde yeniden yorumlanabileceğini ileri sürmüştür.
Mehmet Akif Ersoy, "Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı" derken aynı yenilenme ihtiyacını dile getirmiştir.
Türkiye'de İsmail Hakkı İzmirli, ve daha sonraki dönemde Fazlur Rahman gibi isimler de İslam'ın temel ilkeleri ile çağın ihtiyaçları arasında yeni bir sentez aramışlardır.
Bu çizginin ortak noktası, değişimin dinin özüne değil, tarihsel yorumlarına ilişkin olduğu düşüncesidir.
İnkılapçılık: Sürekli Yenilenme İlkesi
Mustafa Kemal Atatürk'ün inkılapçılık ilkesi de benzer şekilde bir hareket ve yenilenme fikrine dayanır. İnkılapçılık yalnızca belirli reformların gerçekleştirilmesi değil, toplumun sürekli olarak kendisini çağın gereklerine göre yenileyebilmesidir.
Atatürk için esas mesele geçmişi inkâr etmek değildi. Asıl mesele, geçmişin mirasını geleceği kuracak bir enerjiye dönüştürmekti. Bu nedenle inkılapçılık durağan bir ideoloji değil, dinamik bir medeniyet anlayışıdır. Toplumun canlı kalabilmesi için değişimin kurumsallaşması gerekir.
Bu yaklaşımın arkasında şu temel fikir vardır: Hayat değişmektedir; toplum da değişmek zorundadır. Ancak değişim kimliği yok eden bir kopuş değil, kimliği koruyarak gerçekleşen bir dönüşüm olmalıdır.
Logaritmik Spiral ve Medeniyetin Hareketi
Bu ilişkiyi açıklamak için logaritmik spiral güçlü bir metafor sunar. Logaritmik spiral, doğada galaksilerden deniz kabuklarına kadar birçok yapıda görülen bir formdur. Spiral büyürken şeklini kaybetmez; her dönüşünde merkezden uzaklaşır ama merkeze olan geometrik ilişkisini korur.
Toplumsal gelişme de buna benzer. Bir toplum aynı noktaya dönmez; fakat her yeni aşamada kendi merkezî değerleriyle ilişki kurmaya devam eder. Böylece hem ilerler hem de kendisi olarak kalır.
Yahya Kemal'in "kökü mazide olan ati" sözü tam da bu durumu ifade eder. Gelecek, geçmişin tekrarı değildir; fakat geçmişten tamamen kopuk da değildir. Kökler geçmiştedir, fakat ağacın yönü geleceğe doğrudur.
İslam düşüncesindeki tecdid anlayışı da logaritmik spiral mantığıyla işler. Her nesil Kur'an'a, sünnete ve temel değerlere yeniden döner; ancak bu dönüş eski şartları tekrar etmek için değil, yeni şartlara cevap üretmek içindir. Böylece merkez korunurken çevre genişler.
Mustafa Kemal'in inkılapçılık anlayışı da benzer biçimde okunabilir. Amaç, toplumu tarihin belirli bir anına dondurmak değil; onu sürekli gelişen dünyanın içinde rekabet edebilir, üretebilir ve yaşayabilir halde tutmaktır. İnkılapçılık, geçmişten kopuş değil, geçmişi geleceğe taşıyacak yeni formlar üretme çabasıdır.
Değişerek Aynı Kalmak
Doğada canlılığın şartı değişimdir. Hücreler yenilenir, organizmalar gelişir, toplumlar dönüşür. Buna rağmen organizmanın kimliği devam eder. İnsan çocukluktan yaşlılığa kadar sürekli değişir; fakat aynı insan olarak kalır. Bu durum evrensel bir yasadır: değişerek aynı kalmak.
Sosyal hayattaki karşılığı ise gelenek ile yenilik arasındaki yaratıcı dengedir. Gelenek değişimi engelleyen bir yük değil, değişimi yönlendiren hafızadır. Yenilik ise geçmişi yok eden bir kopuş değil, hafızanın yeni şartlarda yeniden üretilmesidir.
Bu zavieyeden bakıldığında hem İslam düşüncesindeki tecdid damarı hem de Atatürk'ün inkılapçılık ilkesi, durağanlığı reddeden ortak bir anlayışta buluşur. Her ikisi de toplumların yaşayabilmesi için değişmesi gerektiğini, ancak bu değişimin kimliği koruyan bir süreklilik içinde gerçekleşmesinin zorunlu olduğunu savunur.
"Kökü mazide olan ati"nin anlamı budur: Geçmişten güç alarak geleceğe yürümek. Logaritmik spiral gibi; merkeze sadık kalarak büyümek, genişlemek ve ilerlemek.
Medeniyetlerin kalıcılığını sağlayan da tam olarak bu harekettir. Değişerek aynı kalmak. Aynı kalarak değişebilmek. İnsanlığın ve toplumların en temel gelişim yasalarından biri budur.
Netice-i kelâm:
Geçmişi tekrarlamak geriye düşmek, geçmişi inkâr etmek ise köksüzleşmektir; gerçek ilerleme, hafızayı koruyarak ufku genişletmek ve değişerek aynı kalabilmektir.
Mazi ile istikbal arasındaki köprüyü kurabilen toplumlar ayakta kalır; çünkü hayatın ritmi spiraldir, medeniyetin yürüyüşü tecdiddir ve onun siyasi ifadesi inkılapçılıktır.
Bu nedenle inkılapçılık, maziden kopuş değil; tecdid ruhuyla geçmişin özünü geleceğin imkânlarıyla buluşturarak toplumu sürekli yenileme iradesidir. Kökü mazide olan ati olmanın, değişerek aynı kalmanın ve medeniyeti canlı tutmanın adı budur.
Selam ve dua ile
Next