Bir insanın nasıl güldüğü, nasıl konuştuğu kadar kim olduğunu da ele verir.

Çünkü tebessüm, dudakların değil, ruhun hareketidir.

Nice kahkahalar gördüm ki içinde derin bir hüzün saklıydı; nice suskun yüzler tanıdım ki sessizce gülümsemeleri bütün bir hayata bedeldi.

Mizahı çoğu zaman hafife alırız. Onu yalnızca vakit geçirmek, eğlenmek yahut başkalarını güldürmek sanırız.

Oysa iyi bir mizah, insanın kendisini dışarıdan seyredebilme kabiliyetidir. Kendine gülemeyen birinin başkalarını anlaması da kolay değildir. Belki de mizahın en büyük meziyeti, insanın kendi nefsine mesafe koyabilmesidir.

Eskiler, "Çok gülmek kalbi öldürür" demişler. Bu sözün hikmeti, gülmenin kötülüğünde değil, ölçüsüzlüğündedir. Çünkü hayat bana şunu öğretti: Ölçüsünü kaybeden her fazilet, zamanla kusura dönüşebilir.

Sevgi böyledir; sahibini boğacak kadar çoğaldığında ayrılığı doğurabilir. Hüzün de böyledir; insanı hakikate yaklaştıracağı yerde karanlığa sürükleyebilir. Demek ki mesele gülmekte veya ağlamakta değil, ikisinin de yerini bilmektedir.

Kur'an'ın, "Ağlatan da O'dur, güldüren de O'dur." buyurması bana hep bunu düşündürür. Eğer gülmek yaratılışın kusuru olsaydı, onu insana lütfeden de Allah olmazdı.

Peygamber'in tebessümü sadaka sayması boşuna değildir. Belki de sadaka yalnızca mal vermek değil, insanın yaratılışına sadık kalabilmesidir.

Yaş ilerledikçe fark ettim ki, bizim tebessümümüze en çok bizden sonra bizi özleyecek insanlar ihtiyaç duyuyor. Yakınını kaybetmiş bir dostumun sessizce çöktüğünü görünce ölümden ilk defa kendim için değil, geride bırakacaklarım için ürperdim. Belki de yaşamaya devam etmenin en haklı sebeplerinden biri, başkalarının yüzünden eksilmeyecek bir tebessüm bırakabilmektir.

Hayat bana başka bir şeyi daha öğretti: En güzel gülen insanların bir kısmı, en çok acı çekenlerdir. Sahnenin ışıkları altında milyonları güldüren nice sanatçı, perde kapandığında yalnızlığıyla baş başa kalmıştır. Demek ki tebessüm her zaman mutluluğun değil, bazen de acıya gösterilen asaletin dilidir.

Kur'an'da Süleyman'ın karıncanın sözünü işitince tebessüm ettiğini okuduğumda uzun uzun durmuştum. Bilgi insanı kibirlendirebilir de, tebessüm ettirebilir de.

Süleyman'ı farklı kılan, bildiğiyle böbürlenmesi değil; anladığı karşısında zarafet gösterebilmesiydi. Belki de gerçek idrak, insanın yüzüne sertlik değil, yumuşaklık verir.

Bugün insanlar çoğu zaman kendilerine gülünmesinden rahatsız oluyorlar. Çünkü küçümsenmek ile tebessüm etmek birbirine karıştırılıyor. Oysa hakikatin dili alay değil, nezakettir. Vahyin anlattığı tebessüm küçültmez; aksine muhatabını değerli hissettirir.

Kelimelerin yolculuğunu takip etmeyi severim. Mizah ile izah arasında etimolojik bir bağ bulunmasa da zihnimde hep kardeş iki kelime gibi dururlar. Mizah, bir şeyi yalnızca güldürmek için değil, görünmeyeni görünür kılmak için de vardır. İyi bir mizah çoğu zaman uzun nutuklardan daha güçlü bir izah olur. İnsan bazen tek bir nükteyle yıllarca okuyarak öğrenemeyeceği bir hakikati kavrar.

"Espri" kelimesinin kökünün nefes ve ruh anlamına gelen spiritusa dayanması da manidardır. Demek ki gerçek espri, yalnızca ses çıkaran bir kahkaha değil; insana nefes veren, ruhunu hafifleten bir inceliktir.

Batı dillerindeki humor kelimesinin insan bedenindeki yaşamsal sıvılarla ilişkilendirilmiş olması da bana şunu düşündürür: Mizah sonradan öğrenilmiş yapay bir alışkanlık değil, insan tabiatının ayrılmaz bir parçasıdır.

Johan Huizinga'nın "Homo Ludens" kavramı da bu kanaatimi güçlendiriyor. İnsan yalnızca düşünen yahut üreten bir varlık değildir; aynı zamanda oynayan, oyun kuran ve oyunla öğrenen bir varlıktır. Çocuk bunu oyunla yapar; yetişkin ise mizahla. Belki de ikisinin ortak noktası, hayatı biraz daha katlanılır kılmalarıdır.

Bütün bunlardan sonra vardığım hüküm şudur: Öğrenmek kadar eğlenmek de insanın fıtratındadır. En güzel eğitim, insanı hem düşündüren hem tebessüm ettiren eğitimdir. Çünkü hakikat, bazen sert bir nutukla değil; ince bir tebessümle kalbe yerleşir.

Ve belki de insanın olgunluğu, bildikleri arttıkça daha az öfkelenmesinde, daha çok tebessüm edebilmesinde gizlidir.

Selam ve dua ile