Amerika’da seçim gecesi yalnızca kimin kazandığına bakılmaz.
Kimin kaybettiğine, kimin elindeki gücü yitirdiğine, kimin bundan sonra kiminle birlikte yürümek zorunda kalacağına da bakılır.
Zira Amerikan demokrasisi, başkanın dört yılda bir seçildiği bir sistemden ibaret değildir. Asıl hikâye, o dört yılın arasında yaşanır.
3 Kasım 2026’da yapılan seçimler de böyle bir hikâyenin kapısını araladı.
Evvela Amerikan seçim sistemini anlamak gerekiyor. Zira Türkiye’deki seçim alışkanlıklarıyla bakıldığında, Amerika’da sandıktan çıkan sonucun ne anlama geldiğini kavramak kolay değil.
Amerika’da başkanlık seçimleri dört yılda bir yapılır. Başkan doğrudan halkın kullandığı oyların toplamıyla seçilmez.
Electoral College denilen Seçiciler Kurulu devreye girer. Toplam 538 seçici oyunun en az 270’ini alan aday başkan olur.
Eyaletlerin büyük bölümünde, o eyalette en fazla oyu alan aday, o eyaletin seçici oylarının tamamını kazanır. Maine ve Nebraska’da ise farklı bir dağıtım yöntemi uygulanır.
Yani bir aday ülke çapında milyonlarca oy fazla alabilir ama başkanlığı kazanamayabilir. Amerikan sisteminin en çok tartışılan taraflarından biri budur.
Lakin başkanlık seçimi, Amerikan demokrasisinin tamamı değildir.
Kongre seçimleri iki yılda bir yapılır. Kongre, Temsilciler Meclisi ve Senato olmak üzere iki ayrı meclisten oluşur. İşte burada Osmanlı'nın son dönemindeki Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan'ı hatırlamak mümkün.
Elbette iki sistem birbirinin aynısı değil. Osmanlı'da Ayan üyelerini padişah tayin ederdi; Amerikan Senatosu ise bugün halk tarafından seçilir. Ama iki ayrı meclis fikrini anlatmak bakımından bu benzetme işe yarar.
Temsilciler Meclisi, nüfusa göre oluşturulur. 435 üyesi vardır ve üyeler iki yılda bir seçilir.
Kalabalık eyaletlerin daha fazla temsilcisi bulunur. Senato ise eyaletlerin eşit temsil edildiği meclistir. Her eyaletin iki senatörü vardır.
Toplam 100 senatör bulunur ve görev süreleri altı yıldır. Her iki yılda bir senatonun yaklaşık üçte biri yenilenir.
Bu fark önemli. Zira Temsilciler Meclisi daha doğrudan ve sık aralıklarla halkın değişen tercihlerini yansıtırken, Senato daha uzun görev süreleriyle sistemde devamlılık sağlamayı amaçlar.
Başkanlık seçimlerinin ortasında yapılan Kongre seçimlerine midterm elections, yani ara seçim denir. 2026 seçimleri de bu nedenle bir başkanlık seçimi değildi. Donald Trump yeniden başkan seçilmek için yarışmadı. Ancak onun başkanlığının ilk iki yılının hesabı soruldu.
Bir bakıma seçmen, başkanı doğrudan değiştirmeden onun hareket alanını değiştirdi.
Nitekim 3 Kasım seçimlerinin ardından Demokratlar hem Temsilciler Meclisi'nde hem Senato'da çoğunluğu ele geçirdi. Böylece Trump, başkanlığının kalan iki yılında karşısında iki meclisi de kontrol eden bir muhalefet bulacak.
Amerika'da başkan olmak, her istediğini yapabilmek anlamına gelmiyor. Kongre bütçeyi, yasaları, soruşturmaları ve başkanın önemli atamalarını etkileyebiliyor. Başkanın veto yetkisi var ama Kongre'nin de başkanı denetleme yetkisi bulunuyor.
Seçimlerin ilk büyük sonucu bu.
Sandıktan çıkan Müslümanlar
2026 seçimlerinin bir başka dikkat çekici tarafı, Amerikan siyasetindeki Müslüman temsilinin genişlemesi oldu.
Üstelik bu defa mesele yalnızca Temsilciler Meclisi'nde birkaç Müslüman siyasetçinin bulunması değil. Amerikan tarihinde ilk defa bir Müslüman senatör seçildi.
Michigan'da Demokrat aday Abdul El-Sayed, Cumhuriyetçi Mike Rogers'ı geride bırakarak Senato'ya girdi. Kırk iki yaşındaki El-Sayed bir hekim ve eski bir halk sağlığı yöneticisi.
Siyasetini sağlık hizmetlerine erişim, çalışan ailelerin ekonomik sorunları ve kurumsal çıkar gruplarının siyasetteki etkisi üzerine kuruyor. Gazze konusunda İsrail'e koşulsuz askerî desteğe karşı çıkması da kampanyasının önemli başlıklarından biriydi.
El-Sayed'in zaferi yalnızca kendi seçim bölgesinin sonucu değil. Amerikan tarihinde ilk Müslüman senatörün seçilmesi bakımından sembolik bir anlam taşıyor.
New Jersey'de Adam Hamawy de Temsilciler Meclisi'ne seçildi. Bir plastik cerrah olan Hamawy, emekli bir Amerikan askerî hekimi ve Irak Savaşı gazisi. 2024 yılında Gazze'deki Avrupa Hastanesi'nde gönüllü olarak çalışmıştı.
Sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, sağlık ve öğrenci borçlarının azaltılması ve İsrail'e Amerikan askerî yardımının sona erdirilmesi gibi konuları savundu. New Jersey tarihinde Kongre'ye seçilen ilk Müslüman oldu.
New York'ta Darializa Avila Chevalier de Temsilciler Meclisi'ne girdi. Sivil haklar alanında çalışan, akademik araştırmalar yapan Chevalier, Müslümanlığı sonradan kabul etmiş bir isim. Kampanyasında Filistin hakları ve toplumsal örgütlenme öne çıktı.
Bunların yanında daha önce Kongre'de bulunan Müslüman siyasetçiler de koltuklarını korudu.
Rashida Tlaib, Michigan'dan beşinci dönemine seçildi. Filistin kökenli Amerikalı siyasetçi, Kongre'de Filistinlilerin haklarını en güçlü biçimde savunan isimlerden biri.
Ilhan Omar, Minnesota'dan yeniden seçildi. Somali kökenli Omar, Amerikan Kongresi'nin ilk Somali asıllı üyelerinden biri olarak 2019'da göreve başlamıştı. Göçmenlik, insan hakları ve dış politika konularındaki çıkışlarıyla tanınıyor.
Indiana'dan Andre Carson da koltuğunu korudu. 2008'den beri Kongre'de bulunan Carson, en uzun süredir görev yapan Müslüman Kongre üyesi.
California'dan Lateefah Simon da yeniden seçildi. Sivil haklar alanındaki geçmişiyle tanınan Simon, özellikle toplumsal eşitlik ve insan hakları meseleleriyle ilgileniyor.
Böylece seçimlerin ardından en az yedi Müslüman siyasetçi Amerikan Kongresi'nde yer almış oldu. Bu isimlerin hepsi aynı siyasi çizgide değil. Ne ki özellikle sağlık hizmetleri, sivil haklar, Filistin meselesi ve Amerikan dış politikasının denetlenmesi gibi konularda kesişen görüşleri var.
Burada önemli olan, Amerikan siyasetinde Müslümanların artık yalnızca seçim kampanyalarında kendilerinden söz edilen bir topluluk olmaktan çıkıp doğrudan yasama süreçlerinde temsil edilmesidir.
Bir zamanlar kendilerine yöneltilen önyargılarla mücadele etmek zorunda kalan isimler, şimdi Amerikan devletinin en önemli kararlarının alındığı masalarda oturacak.
Bu değişimin ne kadar etkili olacağını zaman gösterecek. Ama değişimin kendisi artık inkâr edilemeyecek kadar görünür.
Trump'ın karşısında kim duracak?
Gelelim seçimlerin belki de en önemli siyasi sonucuna.
Donald Trump, 2024'te Beyaz Saray'a yeniden dönerken arkasında yalnızca Cumhuriyetçi Parti'yi değil, MAGA hareketini de getirmişti.
MAGA, yani Make America Great Again, Trump'ın seçim sloganından doğan bir siyasi hareket. Ancak zamanla bir slogandan çok daha fazlasına dönüştü.
Cumhuriyetçi Parti'nin adaylarını, söylemini ve Kongre'deki güç dengelerini etkileyen bir siyasi kimlik hâline geldi.
Bu hareketin gücünü küçümsemek mümkün değil.
Brookings Enstitüsü'nün 2026 yılı başındaki değerlendirmesinde de MAGA çizgisindeki adayların Cumhuriyetçi ön seçimlerde giderek daha etkili hâle geldiği belirtiliyordu.
Trump'ın 2022 ön seçimlerinde desteklediği adayların yüzde 96,5'inin kazanmış olması, onun parti içindeki nüfuzunun somut göstergelerinden biriydi.
2024 seçimlerinde ise MAGA çizgisindeki adaylar, Cumhuriyetçi Parti'de başarılı olan adaylar arasında en büyük grubu oluşturmuştu.
Bu nedenle Trump'a karşı çıkmak, Cumhuriyetçi bir siyasetçi için yalnızca Beyaz Saray'la ters düşmek anlamına gelmiyor. Kendi partisindeki seçmen tabanıyla, ön seçimlerde karşısına çıkabilecek rakiplerle ve parti içindeki örgütlü güçlerle de karşı karşıya gelmek anlamına geliyor.
Lakin 2026 seçimleri bu tablonun değişebileceğini gösteren yeni bir gelişme yarattı.
Cumhuriyetçiler hem Temsilciler Meclisi'nde hem Senato'da çoğunluğu kaybetti. Üstelik kayıp yalnızca birkaç sandalye üzerinden açıklanabilecek bir sonuç değil. Demokratlar, Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu bazı eyaletlerde de önemli başarılar elde etti.
Şimdi Cumhuriyetçi Parti içinde kaçınılmaz bir hesaplaşma başlayabilir.
Bir tarafta Trump'ın siyasi kimliğini kendi kimliği hâline getirmiş MAGA kadrosu var. Onlar için Trump'ı savunmak, yalnızca bir başkanı savunmak değil, kendi siyasi hareketlerini savunmak anlamına geliyor.
Diğer tarafta ise geleneksel Cumhuriyetçiler, iş dünyasına yakın muhafazakârlar ve Trump'ın parti üzerindeki ağırlığından rahatsız olan siyasetçiler bulunuyor.
Bu ikinci grubun hepsinin Trump karşıtı olduğunu söylemek yanlış olur. Bir kısmı onun politikalarını destekliyor ama kullandığı yöntemleri, seçim stratejisini veya parti içindeki hâkimiyetini eleştiriyor.
Bir kısmı ise Trump'ın siyasi geleceğinden bağımsız bir Cumhuriyetçi kimliğin yeniden kurulmasını istiyor.
Seçim yenilgisi bu grupların sesini yükseltebilir.
Zira siyasetçiler için en önemli şeylerden biri yeniden seçilebilmektir. Bir başkanın desteği ön seçimlerde hayat kurtarabilir. Ancak aynı başkanın politikaları genel seçimde kendi partisinin adaylarına zarar vermeye başladığında, o destek bir yük hâline de gelebilir.
İşte Cumhuriyetçilerin önündeki mesele bu.
Trump'ın partisi olarak mı kalacaklar, yoksa Trump'tan bağımsız bir Cumhuriyetçi siyaset mi kurmaya çalışacaklar?
Azil ihtimali: Demokratların elinde bir koz, Cumhuriyetçilerin önünde bir sınav
Demokratların iki meclisi de kazanması, Trump'ın görevden alınması tartışmasını yeniden gündeme taşıyabilir.
Amerikan Anayasası'nda başkanın görevden alınması için impeachment adı verilen bir süreç var. Türkçede genellikle azil olarak karşılanıyor. Ancak bu sürecin iki ayrı aşaması bulunuyor.
Önce Temsilciler Meclisi başkan hakkında azil maddelerini kabul ediyor. Bunun için basit çoğunluk yeterli. Yani Demokratlar kendi aralarında yeterli oya sahip olduklarında, Cumhuriyetçilerin desteği olmadan da Trump hakkında azil kararı çıkarabilirler.
Fakat bu karar başkanın otomatik olarak görevden alınması anlamına gelmiyor.
Dosya Senato'ya gidiyor. Senato'da yargılama yapılıyor. Başkanın suçlu bulunarak görevden alınabilmesi için oylamaya katılan senatörlerin üçte ikisinin desteği gerekiyor.
Yüz senatörün tamamı oy kullanırsa 67 oy lazım.
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Demokratların Senato'da çoğunluğu ele geçirmiş olması, Trump'ı görevden alabilecekleri anlamına gelmiyor. Cumhuriyetçi senatörlerden de ciddi sayıda destek almaları gerekiyor.
Bu nedenle azil tartışmasının iki ayrı boyutu var.
Birincisi, Demokratların Trump yönetimi hakkında soruşturmalar başlatması, belgeler istemesi, bakanları ve yönetim yetkililerini Kongre önünde ifade vermeye çağırması. İkincisi ise bu soruşturmaların azil maddelerine dönüşüp dönüşmeyeceği.
Demokratların önünde artık güçlü bir denetim imkânı bulunuyor. Trump yönetiminin kararları, aile şirketlerinin faaliyetleri, kamu yönetimindeki uygulamalar ve dış politika tercihleri Kongre'nin incelemesine daha açık hâle gelecek.
Associated Press'in seçim sonrasındaki değerlendirmesinde de Demokratların yönetim hakkında kapsamlı soruşturmalar hazırladığı ve azil ihtimalinin gündemden çıkarılmadığı belirtiliyor.
Ama Trump'ın azledilmesi için yalnızca Demokratların istemesi yetmez. Cumhuriyetçilerin de bir bölümünün bu sürece katılması gerekir.
Peki bu mümkün mü?
MAGA hareketinin Cumhuriyetçi Parti üzerindeki ağırlığı hâlâ önemli. Üstelik Trump'ın desteği, özellikle Cumhuriyetçi ön seçimlerde adayların kaderini etkileyebiliyor.
Trump'a açıkça karşı çıkan bir Cumhuriyetçi, kendi seçim bölgesinde değilse bile partisinin ön seçiminde zor durumda kalabilir.
Buna rağmen 2026 seçimlerinin ortaya çıkardığı yeni tablo, Cumhuriyetçi siyasetçilerin önüne farklı bir hesap koyuyor.
Trump'a sadakat, artık her seçimde kazandıran bir formül olmayabilir. Geleneksel Cumhuriyetçiler, seçmenlerinin kendilerinden ne istediğini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilirler.
Cumhuriyetçi Parti içinde Trump'ın azledilmesini açıkça savunanların çıkması da bu nedenle ihtimal dışı değil. Ne ki, Trump'ı eleştirmekle azil için oy vermek arasında büyük bir mesafe var.
Bir senatör, Trump'ın politikalarını yanlış bulabilir, yönetimini eleştirebilir, hatta bazı soruşturmalara destek verebilir. Ama görevden alınması söz konusu olduğunda partisinin tabanını karşısına almak istemeyebilir.
Bütün düğüm burada.
Trump daha önce iki kez Temsilciler Meclisi tarafından azledilmiş, iki defasında da Senato'da mahkûm edilmemişti. Dolayısıyla Amerikan siyaseti bu süreci daha önce yaşadı.
Şimdi farklı olan, Demokratların iki mecliste de çoğunluğa sahip olması ve Cumhuriyetçi Parti'nin seçim yenilgisinin ardından kendi içindeki güç mücadelesiyle karşı karşıya bulunması.
Bir başkanın karşısında muhalefet olması olağandır. Ama kendi partisinin içinde de muhalefet oluşmaya başladığında siyasi dengeler değişir.
Trump'ın asıl sınavı belki de burada başlayacak.
Çünkü bir başkan, karşısındaki rakiplerle mücadele edebilir. Kongre'deki muhalefeti veto yetkisiyle karşılayabilir. Soruşturmalara siyasi cevaplar verebilir.
Ama kendi partisinin bir bölümünün artık onunla aynı geleceği paylaşmak istemediğini düşünmeye başlaması, çok daha farklı bir meseledir.
Amerika'da seçimler bitti.
Ne ki, Washington'daki siyasi mücadele yeni başlıyor.
Selam ile
Next