Demir parmaklıkların soğukluğu, bir babanın yüreğindeki yangını söndürmeye yetmezdi. O gün, ofisimizin loş ışığında, otuz yaşlarındaki mahkumun karşısında iki manevi olarak oturuyorduk. Hayatın en acı gerçeğini, bir evladın zamansız gidişini ona bildirmek için oradaydık.


On dört yaşındaki oğlu, okul çıkışında, hiçbir sebep yokken, sadece bir okul saldırısının kurbanı olmuştu. Haberi verdiğimiz o an, zaman durdu; mahkumun çığlıkları, hapishanenin beton duvarlarında yankılanarak bir babanın parçalanmış ruhunun feryadına dönüştü. "Neden benim oğlum? Neden ben?" diye haykırırken, yaşadığı travmanın ağırlığı altında eziliyordu.

Bu, sadece bir ölüm haberi değil, bir insanın dünyasının başına yıkılışıydı.


Cezaevi ortamında bir mahkumun yas süreci, dış dünyadakinden çok daha karmaşık ve yıkıcıdır. Mahkumiyetin getirdiği kısıtlı hareket alanı, bireyin sevdiği birini kaybetmesiyle birleştiğinde, psikolojik bir kırılma noktası yaratır.


Yas, sadece bir kayıp değil, aynı zamanda kontrol kaybıdır; mahkum, oğlunun cenazesine katılamamanın veya ona son bir kez veda edememenin çaresizliğini yaşar. Literatürde belirtildiği üzere, ani ve şiddetli ölümler, "travmatik yas" olarak adlandırılan ve kişinin gerçekliği algılama biçimini kökten değiştiren bir süreci tetikler.


Mahkumun yaşadığı bu yoğun öfke ve inkar evresi, aslında savunma mekanizmalarının bir çöküşüdür. Bizim görevimiz, bu noktada sadece manevi telkin olarak değil, aynı zamanda onun bu ağır travmasını daha profesyonel bir destekle yönetebilmesi için psikoloji departmanına yönlendiren bir köprü olmaktı.


Peter Langman, Why Kids Kill: Inside the Minds of School Shooters adlı temel eserinde, okul saldırganlarını tek bir homojen grup olarak ele almanın yanlış olduğunu savunur. Langman’a göre, şiddet eylemlerinin arkasındaki zihinsel mekanizmaları anlamak için saldırganları psikolojik profillerine göre üç ana kategoriye ayırmak, hem önleyici tedbirler hem de risk değerlendirmesi açısından hayati bir gerekliliktir.


Bir gözlemci olarak bu vakaları incelediğimde, toplumun "neden" sorusuna verdiği yanıtların genellikle yüzeysel kaldığını, oysa her bir saldırganın kendi içsel dünyasında farklı bir kırılma noktası yaşadığını fark ettim. Langman’ın sınıflandırması, bu karmaşık yapıyı anlamlandırmak için bir harita sunuyor; bu harita, sadece bir şiddet eylemini değil, o eyleme giden uzun ve karanlık yolu aydınlatıyor.


Peter Langman’a nazariyesinde ilk kategori, gerçekliğin sınırlarının bulanıklaştığı karanlık bir bölgedir. Psikotik Saldırganlar, dünyayı bizden farklı, çoğu zaman korkutucu ve çarpık bir mercekten görürler.


Langman’ın belirttiği üzere, bu saldırganlar planlı bir stratejiden ziyade, zihinsel bir kopuşun getirdiği kaotik bir tepkisellikle hareket ederler. Bu trajik gerçeklik, bizlere şiddetin sadece sosyal veya çevresel faktörlerle değil, aynı zamanda biyolojik ve psikiyatrik süreçlerin karmaşık bir etkileşimiyle şekillendiğini hatırlatır. Bir araştırmacı olarak, bu vakaları analiz ederken, saldırganın zihnindeki o "çarpık gerçekliği" anlamanın, gelecekteki benzer trajedileri önlemede ne kadar kritik olduğunu bir kez daha idrak ediyorum.


İkinci kategori, Psikopatolojik (Psikopatik) saldırganlardan oluşur. Langman’ın sınıflandırmasında en tehlikeli grup olarak kabul edilen psikopatolojik saldırganlar, empati yoksunluğu, narsisizm ve manipülatif kişilik özellikleriyle ayırt edilirler. "Travma geçirmiş" veya "psikotik" saldırganların aksine, bu bireyler genellikle gerçeklikten kopma veya tepkisel bir duygusal çöküş yaşamazlar. Bunun yerine, derin antisosyal kişilik özellikleri sergilerler. Motivasyonları sıklıkla şöhret arzusu, güç tutkusu veya bir "miras" oluşturma isteğine dayanır.


Son olarak ise Travmatize Olmuş Saldırganlar (Traumatized Attackers) kategorisi, bu sınıflandırmanın en trajik ve karmaşık bölümlerinden birini oluşturur. Bu bireyler, gelişimsel süreçlerinde veya yakın geçmişlerinde maruz kaldıkları ağır fiziksel, cinsel veya duygusal istismar neticesinde dünyayı temelden "güvensiz ve düşmanca" bir yer olarak kodlamışlardır. Bu saldırganlar için şiddet, genellikle bir intikam aracı veya "çaresizlikten kurtulma" girişimi olarak işlev görür.


Herkes kendi penceresinden bakarak üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Görüldüğü gibi okullarda şiddet sebepleri çok karmaşık, girift bir durumdur. Tespitlerin daha doğru yapılması için bir uzman nezaretinde neslin ve toplumun güvenliği için teyakkuzda olmak gereklidir.

Voltaire’in romanındaki İstanbul’da yaşayan bilgenin ifade ettiği gibi: Herkes kendi bahçesini yetiştirmelidir! Dolayısıyla her bireyin kendi vazifesine, çevresine ve bilhassa ailesine sahip çıkması elzemdir.

Selam ve dua ile