Epstein’ın Gölgesinde Demokrasi Havariliği veya Bir Savunma Mekanizması Olarak Ahlak

İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına dair sözleri senin hoşuna gider... O, iş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli yok etmeye çabalar. Allah ise bozgunculuğu sevmez” (Bakara: 2:204-205)


Psikanalitik kuramda tepki oluşturma (reaction formation), bireyin bilinçdışı düzeyde kabul edilemez, kaygı verici veya rahatsız edici bulduğu bir dürtü, duygu ya da eğilimi, tam tersi bir tutum veya davranış sergileyerek bastırması sürecidir.


Bu mekanizma, egonun (benlik) içsel çatışmalarla başa çıkmak ve süperegonun (üstbenlik) ahlaki baskılarını hafifletmek için kullandığı temel savunma düzeneklerinden biridir.


Mesela, bir çocuk kardeşine karşı yoğun bir kıskançlık ve nefret duyuyorsa, bu duygunun yaratacağı suçluluk duygusundan kaçınmak için kardeşine karşı aşırı korumacı, "boğucu" bir sevgi gösterisi sergileyebilir.


Jeffrey Epstein vakası incelendiğinde, bu kimsenin sistematik bir istismar ağını yönetirken eş zamanlı olarak bilim, eğitim ve sanat alanlarında devasa bağışlar yapan bir "vizyoner hayırsever" portresi çizdiği görülmektedir. Bu durum, psikoloji perspektifinden tepki oluşturmanın toplumsal bir manipülasyon aracı olarak kullanımıdır.


Epstein, Harvard ve MIT gibi kurumlara milyonlarca dolar bağışlayarak kendisini "insanlığın istikbalini düşünen bir entelektüel" olarak konumlandırmıştır. Bilinçaltındaki yıkıcı ve sömürücü dürtüler, dış dünyada "bilimi ve insanlığı yücelten" bir figür olarak maskelenmiştir.


İstismar ettiği kitle genç kızlar olmasına rağmen, Epstein'ın kamuoyuna açık profili sıklıkla genç yetenekleri destekleyen ve eğitim bursları sağlayan bir "hami" olarak yansıtılmıştır.


Bu, tepki oluşturmanın en uç örneğidir:Zarar verilen grubun, görünürde en büyük savunucusu ve destekçisi rolüne bürünmek. Sosyal psikolojide, bir bireyin sergilediği aşırı "erdemli" davranışlar, çevresindekilerin şüphelerini köreltir.


Epstein'ın lüks yaşamı ve karanlık ilişkileri, onun "hayırsever iş adamı" kimliğiyle dengelenmiş, böylece bilişsel çelişki yaşayan toplum ve otoriteler, onun sunduğu bu olumlu maskeyi kabul etmeyi tercih etmiştir.


Psikanalist Karen Horney'e göre, bu tür savunma mekanizmaları bireyin "idealleştirilmiş imajı" ile gerçek benliği arasındaki uçurumu kapatmaya yarar.
Epstein vakasında, idealleştirilmiş imaj (milyarder hayırsever), gerçek benliğin (organize istismarcı) yarattığı dehşeti örtbas etmek için kullanılan bir nevi konstrüksiyondur.


Bununla beraber, tepki oluşturma psikolojisi, sadece bireysel bir savunma mekanizması değil, aynı zamanda suçun gizlenmesi için kullanılan sofistike bir sosyo-psikolojik araç olabilmektedir.


Jeffrey Epstein dosyası, bir bireyin en karanlık dürtülerini, toplumun en çok değer verdiği kavramlar (bilim, hayırseverlik, eğitim) arkasına nasıl saklayabileceğini adeta kanıtlamaktadır.


Bu vaka, "aşırı erdemli" görünen kamusal kimliklerin ardındaki psikolojik motivasyonların eleştirel bir süzgeçten geçirilmesinin önemini bir defa daha ortaya koymaktadır.


Küresel güçlerin jeopolitik stratejileri bu perspektiften incelendiğinde, dünyaya "barış", "demokrasi" ve "evrensel ahlak" getirme iddialarının, aslında kendi içselleştirdikleri hegemonik tahakküm, ekonomik sömürü ve diktatöryal eğilimlerin birer yansıması olduğu ileri sürülebilir.


Bu güçler, uluslararası arenada sergiledikleri aşırı insancıl ve etik tutumlar aracılığıyla, kendi derinliklerinde yatan yıkıcı dürtüleri ve gayriahlaki politik ajandaları hem kendi kamuoylarından hem de dünya toplumundan gizlemeye çalışırlar.


Dolayısıyla, bir bölgeye "özgürlük" götürme söylemi ne kadar vurgulu ve abartılıysa, bu söylemin ardında yatan otoriter ve baskıcı niyetlerin o denli şiddetli olduğu, psikanalitik bir "zıt kutba dönüştürme" stratejisi olarak değerlendirilebilir.


Bu bağlamda, küresel aktörlerin retoriklerinde kullandıkları "ahlaki üstünlük" dili, aslında bastırılmış bir suçluluk duygusunun veya itiraf edilemeyen bir düşmanlığın dışavurumu niteliğindedir.


Erich Fromm’un "insan yıkıcılığı" üzerine yaptığı analizler nevrotik eğilimler kuramı ışığında, bu tür aşırı telafi edici davranışların, gerçek niyetlerin tam tersi yönünde bir "vitrin" oluşturduğu görülür.


Demokrasi ihracı adı altında gerçekleştirilen askeri müdahaleler ve ekonomik yaptırımlar, aslında küresel bir diktatörlüğün ve tek tipleştirici bir güç arzusunun ahlaki bir kılıfa büründürülmüş halidir.

Netice-i kelam, küresel güçlerin sergilediği bu "aşırı erdemli" tutum, kendi karanlık taraflarıyla yüzleşmekten kaçınan ve bu karanlığı evrensel değerler maskesi altında meşrulaştıran kolektif bir savunma mekanizmasından başka bir şey değildir.

Ey her şeyi hakkıyla bilen ve koruyan Allah’ım; neslimizi, evlatlarımızı ve tüm masum çocukları, Epstein dosyasıyla simgeleşen her türlü yerli- global organize şerden, gizli ve açık istismarlardan, karanlık odakların tuzaklarından muhafaza eyle; onları Senin 'Hafîz' isminin tecellisiyle koru ve tertemiz bir geleceğe ulaştır! (amin)