Yalova'da yaşanan terör eylemi, din ve terör arasındaki karmaşık ilişkiyi bir kez daha gündeme getirdi. DEAŞ gibi örgütlerin eylemleri, İslam'ın barışçıl öğretileriyle taban tabana zıt düşerken, bu tür olaylar toplumda derin endişelere yol açmakta.

Bu yazı, DEAŞ'ın ideolojisini, eylemlerinin dini metinlerle nasıl çarpıtıldığını ve bu tür terör örgütlerinin toplumsal dokuya verdiği zararı ele alacaktır.

Hususen, dinin teröre alet edilmesinin tehlikeleri ve bu tür manipülasyonlara karşı toplumsal bilincin ehemmiyeti üzerinde durmak istiyorum.

DEAŞ (Irak ve Şam İslam Devleti), kendisini İslami bir devlet olarak tanımlasa da, eylemleri ve ideolojisi uluslararası toplum ve İslam alimleri tarafından geniş çapta kınanmaktadır.

Örgüt, şiddeti meşrulaştırmak için dini metinleri seçici bir şekilde yorumlamakta ve kendi siyasi hedeflerine ulaşmak için dini kullanmaktadır. Bu durum, dinin terörle ilişkilendirilmesine sebep olmakta ve İslamofobi gibi olumsuz sonuçları beraberinde getirmektedir.

Yalova'daki eylem, bu çarpık ideolojinin somut bir tezahürü olarak karşımıza çıkmakta ve terörün coğrafi sınır tanımadığını bir kez daha göstermektedir. Bu tür olaylar, dinin barış, hoşgörü ve adalet gibi temel değerlerinden ne kadar uzaklaşılabileceğini acı bir şekilde ortaya koymaktadır.

Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD), veya 2014'ten beri kullandığı resmî adıyla İslam Devleti (İD), ağırlıklı olarak Afrika'da, ayrıca Irak ve Suriye'de de etkinlik gösteren, bu bölgelerde hilâfet devleti kurmak amacıyla güvenlik güçlerine ve sivillere karşı eylemler yapan yasa dışı, silahlı ve ele geçirdiği topraklardaki meşruluğu hiçbir ülke tarafından tanınmayan Selefî-cihatçı ! bir terör örgütüdür.

Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi birçok ülke ve kuruluş tarafından terör örgütü olarak tanınmaktadır. Örgüt, eski adının Arapçadaki akroniminin romanizasyonu olan DAEŞ veya DEAŞ adlarıyla da bilinir. Petrol kaynaklarına yakınlığı nedeniyle dünyanın en zengin yasa dışı silahlı örgütleri arasında sayılmaktadır.

Kökenleri, 1980'lerde Afganistan'da Sovyet destekli rejime karşı ABD tarafından desteklenen radikal İslamcı örgütlere dayanmaktadır . Örgüt, Ebu Musab ez-Zerkavi tarafından kurulan Tevhit ve Cihat Cemaati'nden türemiştir.

2004 yılında el-Kaide'ye bağlılığını ilan ederek Irak el-Kaidesi adını almış, ancak Şubat 2014'te el-Kaide ile tüm bağlarını kesmiştir. IŞİD'in temel amacı, Irak'taki koalisyon güçlerinin geri çekilmesini sağlamak, Irak hükümetini düşürmek, Şii nüfusu marjinalleştirmek ve tamamen şeriat kanunlarıyla yönetilen bir İslam devleti kurmaktır.

Örgüt, intihar bombası eylemleri gibi alışılmadık taktikler kullanmasıyla diğer isyancı ve radikal gruplardan ayrılır. 2014 yılında Musul'u ele geçirmesiyle büyük bir finansal güce ulaşmış ve Musul Merkez Bankası'ndan çalınan 429 milyon dolar ile dünyanın en zengin terör örgütlerinden biri haline gelmiştir.

Örgüt, Suriye ve Irak'ta geniş çaplı saldırılar düzenlemiş, binlerce sivilin ölümünden sorumlu tutulmuş ve Yezîdî soykırımını gerçekleştirmiştir . Türkiye'de de ise Reyhanlı, Suruç , Ankara ve son olarak Yalova saldırıları gibi terör eylemlerini üstlenmiştir.

DEAŞ'ın şiddetinin merkezinde tekfir anlayışı yer alır. Tekfir, bir Müslümanı küfürle itham etmek ve dinden çıkmış saymaktır. DEAŞ, kendi ideolojisine uymayan Müslümanları, hatta diğer cihatçı grupları bile tekfir ederek onları öldürmeyi veya onlara karşı savaşmayı meşru görür.

Bu anlayış, örgütün geniş çaplı katliamlarını ve muhaliflerine yönelik acımasız eylemlerini dini bir zemine oturtur. Örgüt, Şii Müslümanları, Hristiyanları, Yezidileri ve hatta kendi yorumlarına katılmayan Sünni Müslümanları "kafir" veya "mürted" olarak ilan ederek onlara karşı şiddeti haklı çıkarmaktadır.

DEAŞ, cihadı sadece savunma amaçlı bir mücadele olarak değil, aynı zamanda saldırgan bir fetih ve yayılma aracı olarak yorumlar. Örgüt, İslam Devleti'ni kurma ve genişletme hedefini gerçekleştirmek için sürekli bir cihat halinde olduğunu iddia eder. Bu cihat anlayışı, örgütün ele geçirdiği bölgelerde uyguladığı şeriat hükümlerini, infazları ve köleleştirmeyi dini bir görev olarak sunmasına olanak tanır. Özellikle "kılıç ayetleri" gibi Kur'an ayetlerini bağlamından kopararak, sürekli bir savaş halini ve kafirlere karşı şiddeti teşvik eder.

DEAŞ, 2014 yılında ilan ettiği hilafeti ve halifesi Ebu Bekir el-Bağdadi'yi (daha sonra Ebu İbrahim el-Haşimi el-Kureyşi ve Ebu Hafs el-Haşimi el-Kureyşi) tüm Müslümanlar için bağlayıcı ve meşru tek otorite olarak görür. Bu hilafet anlayışı, örgütün tüm Müslümanları kendisine biat etmeye çağırmasına ve biat etmeyenleri dinden çıkmış saymasına yol açar. Hilafetin yeniden tesisi, örgütün nihai hedefi olup, bu hedefe ulaşmak için her türlü şiddeti mübah görür.

DEAŞ'ın teolojik altyapısında kıyamet ve ahir zaman inançları önemli bir yer tutar. Örgüt, kendisini ahir zamanda ortaya çıkan ve kıyamete giden yolu açan bir hareket olarak konumlandırır. Bu inanç, militanların ölüm korkusunu azaltır ve onları intihar saldırıları gibi eylemlere teşvik eder. Özellikle Suriye'deki Dabiq kasabası, örgütün propaganda yayınlarında önemli bir sembol haline gelmiştir, zira hadislerde burada büyük bir savaşın yaşanacağı ve bu savaşın kıyametin habercisi olacağı belirtilir.

DEAŞ, el-vela ve'l-bera (sadakat ve uzaklaşma) prensibini katı bir şekilde uygular. Bu prensibe göre, Müslümanlar sadece kendi ideolojilerine sadık olanlara vefa göstermeli, diğerlerinden ise uzaklaşmalıdır. Bu, örgütün kendi saflarına katılmayan veya muhalif olan herkesi düşman ilan etmesine ve onlara karşı şiddet kullanmasına zemin hazırlar.

El Kaide gibi bir örgütün dahi IŞİD'i "modern zamanın Haricileri" olarak tanımlaması, IŞİD'in aşırı tekfirci ve şiddet yanlısı ideolojisinin, İslam dünyasında geniş çapta kabul görmeyen bir sapma olarak görüldüğünü vurgulamaktadır.

Bu bağlamda, halkın dini örgütler ve oluşumlar konusunda bilinçlenmesi önemlidir. Onların teopolitik yaklaşımlarını, buna karşı verilmesi gereken cevapları ve yine bu oluşumlar arasındaki farkları anlamak büyük önem taşımaktadır. Bunları bilmek, toplumda daha bilinçli bir savunma mekanizmasının gelişmesine sebep olacaktır. Örneğin, 'Selefi' diyerek tüm Selefilere terörist muamelesi yapmak doğru olmadığı gibi, yukarıda değindiğim gibi, iki benzer terörist grup arasındaki farkı dahi bilmek önemlidir.

Selefilik, İslam düşüncesinde kökenleri erken dönem İslam'a dayanan ve "selef-i salihin" (salih öncüller) olarak bilinen ilk Müslüman nesillerin anlayışına dönmeyi savunan bir akımdır. Günümüzde Selefilik, farklı yorum ve pratiklere sahip çeşitli gruplara ayrılmıştır. Bu gruplar arasında Suudi Selefiliği (Medhalilik olarak da bilinir), Sahve Selefiliği ve Cihadi Selefilik (Tekfirci Selefilik veya Tedhişçi Selefilik olarak da adlandırılır) başlıca üç ana kolu oluşturmaktadır.

Suudi Selefiliği, genellikle devletle işbirliği içinde olan ve siyasi otoriteye itaati vurgulayan bir yaklaşıma sahiptir. Bu akım, özellikle Suudi Arabistan'ın resmi dini yorumuyla özdeşleşmiş olup, siyasi aktivizmden ziyade dini eğitim ve davet faaliyetlerine odaklanır. Medhalilik olarak da bilinen bu kol, yöneticilere karşı isyanı haram kabul eder ve mevcut siyasi düzeni destekler.

Sahve Selefiliği ise, Suudi Selefiliğine kıyasla daha siyasi bir duruş sergiler. 1980'li ve 1990'lı yıllarda Suudi Arabistan'da ortaya çıkan bu akım, siyasi reformları ve İslami yönetimi savunurken, genellikle şiddet dışı yöntemleri tercih eder. Sahve Selefileri, İslami değerlerin toplumsal ve siyasi hayata entegrasyonunu hedefler ve genellikle Müslüman Kardeşler gibi siyasi İslam hareketleriyle benzerlikler gösterir.

Cihadi Selefilik ise, bu üç grup içinde en radikal olanıdır. Bu akım, İslam düşmanlarına karşı silahlı mücadeleyi (cihadı!) farz olarak görür ve mevcut rejimleri "küfür" ile itham ederek devirmeyi amaçlar.

Tekfirci Selefilik olarak da bilinen bu grup, kendi yorumlarına uymayan Müslümanları dahi tekfir edebilir ve şiddet eylemlerini meşru görür. El-Kaide ve IŞİD gibi örgütler, Cihadi Selefiliğin en bilinen temsilcileridir. IŞİD ise el Kaide'den dahi daha tekfirci ve şiddetsever bir gruptur.

O halde, kimse insanların karşısına 'ben teröristim' diye çıkmayacağına göre, bu örgütlerin teolojik altyapısını ve tekfir etme şekillerini bilmek önemlidir. Bu, gençlerimizi bu tür akımlardan korumak için önemli bir bilinçlenme yoludur.

Bununla beraber, Taliban hareketi, genellikle Selefi olarak yanlış bir şekilde etiketlense de, bu iki grubun teolojik ve ideolojik temelleri arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Taliban'ın ideolojisi, Deobandi İslam geleneğine dayanmaktadır. Deobandilik, 19. yüzyılda Hindistan'da ortaya çıkan ve Hanefi fıkhına sıkı sıkıya bağlı, geleneksel bir İslami düşünce ekolüdür. Selefilik ise, İslam'ın ilk dönemlerine dönmeyi savunan, genellikle mezhepsel bağlılıklardan ziyade doğrudan Kur'an ve Sünnet'e odaklanan bir harekettir.

Gençleri IŞİD gibi radikal örgütlerden korumak için alınabilecek önlemler ve verilebilecek şu tavsiyeler verilebilir:

Eğitim ve Farkındalık Oluşturma: Gençlere, IŞİD gibi örgütlerin ideolojilerinin gerçek yüzünü, manipülatif yöntemlerini ve İslam diniyle bağdaşmayan uygulamalarını anlatan kapsamlı eğitimler verilmelidir. Bu eğitimler, okullarda, sivil toplum kuruluşları aracılığıyla ve dijital platformlarda gerçekleştirilebilir. Özellikle örgütün "cihad" ve "hilafet" gibi kavramları nasıl çarpıttığı vurgulanmalıdır. Gençlerin eleştirel düşünme becerilerini geliştirmeleri, duydukları veya okudukları bilgileri sorgulamaları teşvik edilmelidir.

Güçlü Aile ve Sosyal Bağlar: Ailelerin çocuklarıyla açık iletişim kurmaları, onların sorunlarını dinlemeleri ve destekleyici bir ortam sağlamaları büyük önem taşır. Yalnızlık, dışlanmışlık hissi ve aidiyet arayışı, gençleri radikal grupların hedefi haline getirebilir. Güçlü aile bağları ve sağlıklı sosyal çevreler, gençlerin bu tür manipülasyonlara karşı direncini artırır. Toplumda dışlanmışlık hisseden gençlere yönelik kapsayıcı programlar geliştirilmelidir.


Dijital Okuryazarlık ve Medya Eleştirisi: IŞİD gibi örgütler, propaganda faaliyetlerini yoğun bir şekilde internet ve sosyal medya üzerinden yürütmektedir. Gençlere, internetteki bilgilerin doğruluğunu sorgulama, sahte haberleri ve manipülatif içerikleri tanıma becerileri kazandırılmalıdır. Sosyal medyada karşılaştıkları radikal içeriklere karşı nasıl tepki verecekleri ve bu tür içerikleri nasıl raporlayacakları konusunda bilinçlendirilmelidirler.


Psikolojik Destek ve Rehberlik: Özellikle travma yaşamış, kimlik arayışı içinde olan veya psikolojik kırılganlıkları bulunan gençler, radikal grupların hedefi olabilir. Bu gençlere yönelik psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetleri sunulmalıdır. Okullarda ve toplum merkezlerinde uzmanlar tarafından verilen destek, gençlerin duygusal ihtiyaçlarını karşılamalarına ve radikal ideolojilere yönelme riskini azaltmalarına yardımcı olabilir.


Alternatif Katılım ve Anlam Arayışı: Gençlerin topluma aidiyet hissetmeleri ve anlamlı bir amaç edinmeleri için pozitif alternatifler sunulmalıdır. Spor, sanat, gönüllülük faaliyetleri, eğitim ve kariyer fırsatları, dini aktiviteler gibi alanlarda gençlerin ilgi ve yeteneklerini geliştirebilecekleri ortamlar yaratılmalıdır.

Bu tür faaliyetler, gençlerin enerjilerini yapıcı alanlara yönlendirmelerine ve radikal grupların sunduğu sahte "kahramanlık" veya "amaç" vaatlerine karşı bağışıklık kazanmalarına yardımcı olur.

Rabbim neslimizi ve idrakimizi, güzel dinimizi istismar eden İdris kılığındaki İblislerden korusun duasıyla...